Tabiattaki neredeyse sınırsız çeşitliliğin yanında, tarımda kullandığımız bitkiler çok daha sınırlı sayıdadır. Bitkisel ıslah ve yapay seçilim neticesinde yüzyıllar boyu “en verimli” halleri üretilmiş bitkilerin besin değeri de kaçınılmaz olarak azalmıştır.
Tarım, her ne kadar avantajlı gibi görünse de insanların toplam çalışma saatleri, besin zenginliği ve sürekliliği açısından avcı-toplayıcı yaşam tarzına göre uzun dönemde dezavantajlı dahi sayılabilir.
Nüfusun artması, şehirleşme ve ona bağlı sorunlar, düşük besin kalitesi, yerleşik hayata bağlı olarak ortaya çıkan ve daha önce görülmemiş çeşitli bulaşıcı hastalıklar, sürekli çalışma ve üretme zorunluluğu, tabiatı yönlendirme sorumluluğu, özel mülkiyet, özel mülkiyete bağlı güvenlik sorunu, kavgalar ve nihayetinde bitmeyen savaşlar gibi birçok yeni görev ve sorun, insanoğlunun boynuna tarımın icadıyla yüklenmiş gibi görünüyor.
Bir toprak parçasının etrafını çitle çevirip, 'bu bana aittir' diyebilen, buna inanacak kadar saf kişiler bulabilen ilk insan, uygar toplumun gerçek kurucusu oldu.
Büyük ölçekli politik ve toplumsal sistemlerin kurulmasına yol açan çiftçiliğin yarattığı baskının çok geniş etkileri vardı. Azimli ve çalışkan çiftçiler, ne yazık ki, o günkü çalışmalarının karşılığı olarak ulaşmak istedikleri ekonomik güvenceye neredeyse hiçbir zaman ulaşamadılar. Her yerde ortaya çıkan yöneticiler ve seçkinler, köylülerin emeğiyle ürettiği fazla gıdayla beslenip, çiftçileri de zar zor hayatta kalabildikleri bir yaşama mahkum ettiler.
Natuflar pek çok gıdadan beslenen avcı toplayıcılardı, ancak daimi köylerde yaşıyorlardı ve zamanlarının çoğunu yoğun tarım yaparak ve yabani tahılları işleyerek geçiriyorlardı. Taştan evler ve gıda depoları yapar, ayrıca darlık zamanları için tohum saklarlardı. Yabani buğdayı toplamak için tırpan ve öğütmek için havanı icat ettiler.