“Zevk meselesi,” dedi sihirbaz. “Bir de alışkanlık. Birini tiksindiren şey, ötekini etkilemiyor. Sen neden tiksinirsin, Geralt? Duyduğum üzere, çürümüş şeylerin ve çerin çöpün içine para karşılığında boğazına kadar girip bata çıka ilerleyen biri neden tiksinir? Bu soruyu lütfen hakaret ya da kışkırtma olarak görme. Bir Witcher’da neyin tiksinti yarattığını gerçekten merak ediyorum.”
“Şu uzun şişede örneğin el değmemiş genç bir bakirenin âdet kanı yok mu, Istredd? Senin gibi ciddi bir sihirbazın bu değerli sıvıyı damla damla toplayabilmek için elinde şişeyle kaynağın başına oturmuş olarak düşünmek beni tiksindirir örneğin.”
Elflerin efsanelerine bayılırım, öyle güzeller ki! İnsanların böyle efsaneleri ne yazık ki yok. Belki günün birinde olur. Belki kendilerine efsaneler yaratırlar. Gelgelelim insanların efsanelerinin konusu ne olabilir ki? Nereye bakarsan bak, her şey boz rengi ve sevimsiz. Hatta güzel başlayan şeyler bile sıkıcı oluyor, sıradanlaşıyor, adına yaşam dedikleri, insan ritüeline, tekdüze bir ritme dönüşüyor.
"Şunu merak ediyorum: Bu kanın, kafayı çekip duvarın dibinde sızmış yaşlı bir fahişenin kanından üstünlüğü nedir?"
"Hiçbir üstünlüğü yok" dedi sihirbaz dudaklarında samimi bir gülümsemeyle. "Ancak aynı işi kolayca elde edilen domuz kanının da gördüğü bilinseydi, o zaman ayaktakımı sihirbazlık deneylerine girişirdi. Ama ayaktakımı seni çok etkileyen bakire kanı, ejderha gözyaşı, beyaz örümcek zehri, kıyılmış bebek parmakları ya da gece yarısı mezarından çıkarılmış ceset suyu bulup kullanmak zorunda kalırsa bu işe kalkışmaktan genelde vazgeçer."