Travmalarını anlatarak yardım mı istiyorsun yoksa travman aracılığıyla var olmaya mı çalışıyorsun?
Bu soruyu cevaplarken aklımızda olması gereken çok önemli bir ayrım var: Mağdur musun yoksa mağduriyeti mi seçiyorsun? Mağdur olmak dışarıdan gelir, başımıza gelen ve kontrolümüz dışında olan şey. Travmatik dediğimiz olaylar. Ama mağduriyet içeriden gelir. Geçmişte yaşadığımız şeylere yapıştığımızda, onu bir yaşam biçimi hâline getirdiğimizde, kendi hapishanemizin gardiyanı kendimiz oluruz.
“…annesi bir canavar.
Kelimenin tam anlamıyla bir canavar. Çok ağır bir çocukluk geçirmiş. Kendini korumak için yalan söylüyor. Başkasına kötülük yapmak gibi bir niyeti yok.
Zayıf, güçsüz bir karaktere dönüşmüş sonunda. Ona acısam mı öfkelensem mi karar veremiyordum. Kendisine bir güvenlik çemberi kuruyor. Yalanlardan. Bir şeyle mücadele etme gücü yok. Özellikle insan ilişkilerinde. İyi çalışıyor, çok zeki, para kazanmayı biliyor ama ilişkilere gelince korunmasız bir erkek çocuğuna dönüşüyor, kaçmaya, gizlenmeye, oynamaya başlıyor."
“…annem yaşadığı mutsuzluk yüzünden başkalarının mutluluğunu (kızının bile) kendisine yapılmış bir saldırı gibi görüyordu. Birisi ezkaza mutlu görünse, yas evinde neşeli kahkahalar atan birine bakar gibi ayıplayarak, kınayarak bakıyordu. Konaktakilerin duygu durumunu belirleyen annem oluyordu; kendi ruh halinin dışındaki her şeye karşı tahammülsüzdü.”
"Nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Sanırım o bu soruyla kadın olmayı kastediyordu, ama benim tek düşünebildiğim bacaklarımın arasındaki acıydı. Henüz beş yaşında olduğumdan sadece tebessüm ettim ve hiçbir şey söylemedim. Kadın olmak hakkında ne biliyordum ki? O zamanlar farkında olmamama rağmen, Afrikalı bir kadın olmak hakkında çok şey biliyordum. Pasif, çaresiz bir çocuk gibi sessizce acı çekerek nasıl yaşanacağını biliyordum.”