Sıradışı, adeta Gogol'u okur gibi oldum.
Puan vermedi·60 syf.··
Beğendi
·
2026 48. kitabı
Kitap orijinaline uygun noktalama işaretleriyle çevrilmiş. Sadece noktalama ve virgül kullanılmış. Konuşma çizgisi, soru ve unle ve diğer işaretlerin hiç biri yok. Yazarın tercihine bağlı kalınarak çeviri yapılmış. Sadece yazım kurallarıyla değil, konusu ve temasıyla da ilginç. Sıradışı, bir çırpıda bitirmeye sizi mecbur eden akıcı tarzıyla da ilginç bir öykü. 1998 Nobel Ödüllü yazarın bu kitabında, "Bilinmeyen Ada" arayışında olan bir adam ve bir kadının, kendilerini arama amacına dönüşen denize açılma öyküsünü konu ediniyor. Keyifli okumalar.
Bilinmeyen Adanın ÖyküsüJosé Saramago · Kırmızıkedi Yayınevi · 200927bin okunma
5/10
·160 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 22:09
Romanın merkezinde, hayatındaki büyük kayıplar (annesi, velayeti, sesi) nedeniyle konuşma yetisini yitiren genç bir kadınla, görme duyusunu giderek kaybeden ve artık “ölü bir dil” olan Antik Yunanca’yı öğreten bir öğretmen var. Bu iki karakterin yolları, dünyayla kurdukları temel iletişim biçimlerini kaybetmiş olmalarının ortaklığında kesişiyor. Böylece roman, modern insanın yalnızlığını ve buna rağmen bağ kurma arzusunun tükenmeyen gücünü anlatmayı amaçlıyor. Verilmek istenen duyguların derinliğine tam olarak inilemediğini hissettim. Bunun çeviriden mi, yoksa Han Kang’ın bilinçli olarak kurduğu mesafeli anlatımdan mı kaynaklandığını kestiremesem de metin boyunca beni karakterlere yaklaştırmayan bir soğukluk vardı. Bu nedenle, benim için biraz abartılmış bir kitap olarak kaldı. Kitapta beni en çok cezbeden nokta, konuşma yetisini kaybeden bir kadının ölü bir dil olan Antik Yunanca’da anlam aramasıydı. Heidegger’in “Dil, varlığın evidir.” sözünü anımsatırcasına, karakterin artık kimsenin konuşmadığı bir dilin gramerine sığınması, kendine yeni ve dokunulmaz bir dünya inşa etme çabası olarak oldukça etkileyiciydi. Yeni bir dil öğrenen biri olarak ben de her dilin kendine özgü bir karakteri olduğuna ve insanı dönüştürdüğüne inanıyorum. Bu yüzden kadının sessizliğini antik bir dilin kurallarıyla bozmaya çalışması fikri, romanın en güçlü yanıydı. Ancak bu güçlü temaya rağmen anlatı benim için hiçbir zaman gerçek bir duygusal yoğunluğa ulaşamadı. Roman sürekli bir eşiğin üzerinde bekliyor; sanki birazdan derinleşecekmiş hissi veriyor ama o adımı hiç atmıyor. Final sayfasını kapattığımda zihnimde kalan şey güçlü bir duygu değil, yarım kalmış bir ihtimaldi. Sessizliği anlatırken, okurla kurabileceği bağı da fazlasıyla sessiz bırakmış.
Yunanca DersleriHan Kang · April Yayıncılık · 20251,113 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
5/10
·432 syf.··
2026 12. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 21:57
İlk olarak şunu söylemeliyim ki, rs döneminde okuduğum için inanılmaz sardı, bu yıl için bir ilk bile olabilir bir kitabı bir günde bitirmiş olmak benim icin... Sırf hızlı okunduğu ve dusunmemi gerektirmediği için kitaptan keyif aldım. Fakat bu kitaba yüksek puan vermemi sağlayamıyor maalesef çünkü tamamen vasat, hatta daha eleştirisel bir gözle okumuş olsaydım vasat altı bir kitap olduğunu söylemek zorundayım. Öncelikle karakterlerimiz inanılmaz cringe (şu kelimeyi kullanmayı sevmiyorum ama cidden öylelerdi) lottie özellikle o kadar aptal bir karakter ki, Wattpad klisesinde yazılan o tatlı ve aptal kızlardan birisi. Tek farkı onun 28 yaşında yetişkin ve "olgun" bir kadın olması. Aynı şekilde erkek karakterimiz de inanılmaz kasıntı ve zorlama bir karakterdi bence. Aralarındaki diyaloglar çok saçmaydı, tanışma sahneleri ve sahte bir ilişkiye başlama sebepleri inanılmaz boştu. Hani hiç normal ve yaşanılabilir bir yanı yoktu. Kitap olduğunun farkındayım ama sonuçta bu bir romantizm kitabı, distopya ya da fantazi okumuyoruz. Bu kadar olağandışı şeyler absürt duruyor maalesef. Erkeğin iç sesi... Hatta ikisinin de iç sesleri... Smut sahneler.... DİGER CİFTLERLE VE İNSANLARLA KONUSMA TARZLARİ offf felaketti gaoendn şuan fark ettim ki tek iyi yanı hızlı okunmasiymis... 5 puan bile çok bu kitaba da işte rs den cikartti gibi o yüzden degistirmicem puanimi
Sevimsiz Bir TanışmaMeghan Quinn · Ren Kitap · 20221,242 okunma
10/10
·478 syf.··
2026 33. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 13:35
İstanbul (Bir Aşk Şehri) İstanbul... Aşkın, ayrılığın, acının ve kavuşmanın hikâyesinin yaşandığı şehir... Hikâye, lise ikinci sınıf olan saf ve dinamik karakterimiz olan Mina'nın başından geçiyor. Bursa'dan İstanbul'a ablasına ziyaret etmek için bir yolculuğa çıkar Mina. Bu yolculuk sadece şehir değiştirmek için değil hayatının akışını da değiştiriyor. Ne olduysa metrobüste tesadüfen karşılaşma sonucunda oldu. Bu klasik ve tatlı tesadüf ablasının komşusu olan Kamer ile ömürlük bir yolculuğun ilk adımı oldu. İstanbul, Mina için hem büyüleyici bir keşif süreci hem de duygusal bir sınava dönüşür. Zamanla iki erkek arasında kalan Mina, dostluk, sadakat ve aşk üçgeninde hayatının en zor seçimlerinden birini yapmak zorunda kalır. Kitap ağır betimlemelerden ziyade gençlerin günlük konuşma diline, diyaloglara ve hızlı ilerleyen olya örgüsüne sahiptir. Anlatım tarzı ana karakterin günlüğünü ölüyormuşum gibi bir his verir. İstanbul Bir Aşk Şehri, özellikle lise yıllarındaki okurlara hitap eden; dostluğu, gençlik aşklarını ve tesadüflerin getirdiği heyecanları İstanbul fonunda işleyen çerezlik bir romandır. Kaderin cilveleri ve türlü tesadüflerle örülü, yüreğimizi ısıtacak bir gençlik hikâyesidir.
İstanbul (Bir Aşk Şehri İstanbul)Tuğba Sayın · Fenomen Kitaplar · 2015502 okunma
Elsa sen Silver’a kurban ol ;)
6/10
·384 syf.··
2026 97. kitabı
·
9 saatte okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:25
Birkaç sorun var. Spoilerlı uzun bir yorum olacak Kitap boyunca var olan çatışmalar birbirine girmiş gibiydi. Yazar bir noktada hangisini merkez yapacağına karar verememiş gibi. Örneğin Cole ve Silver birbirini seviyor ve ebeveynleri evlenince kardeş oluyorlar. Bu Silver 18 yaşındayken oluyor. Kitabın ana konusu bu ve Silver’ın babası siyasette olduğu için bir skandalla anılmamak için gizli ilişkileriniz herkesten gizliyorlarlar. Sonra her şey puff oldu. Bu konu çözümlenmeden kitap bitti. 2-) Silver’ın annesi berbat bir anne ve babasıyla boşandıkları süre boyunca kızını psikolojik olarak yıpratan bir ebeveyn. Kim ile bile arkadaşlığını kesmesine neden oluyor falan. Bir noktada annemim şefkati merhametini seviyoruma bağlandı. Ee babanla kalmak isteyecek kadar annenle sorunun vardı hani? 3-) Babası ve annesini bastı. Babası Cole’un annesiyle evliyken oldu bu ve ayaküstü konuşma sonrasında ‘ayy bizimkiler masal gibi bir araya gelecekler, babamda Helen’i boşayacak’ diyerek mutlu oldu. Helen kitabın büyük çoğunluğunda ona annesinden bile daha iyi davranan kadın ve daha spoiler olacak olaylar yaşanmadan öncesinde kadını seviyordu. Neymiş zaten iş anlaşması gibi bir evlilikmiş. Ne kadar çabuk kabullendin ya. 4-) şu takıntılı karakter sorunu en uyuz olduğumdu. Kitap 380 küsur sayfa. 320-340 sayfa boyunca Adam’ın saplantısını, Silver’ı takip ettiğini, köşeye sıkıştırdığını, onun için Kim’e zorbalık yapıp Elsa’yı havuza ittiğini falan görüyoruz. Cole ve arkadaşları onu dövüp gönderiyor. Sonra bu anne babasıyla ilgili olay yaşanıyor ve aniden saplantılı olan Helen oluyor. TERS KÖŞE ;) ??? Kitap boyunca yazar oradan oraya savrulmuş, orta bir omurga belirleyememiş. Yani ne bunların ilişkisinin gizemi ortaya döküldü ne saplantılı okuduğumuz karakterden sonra gördüğümüz
Ruthless EmpireRina Kent · Blackthorn Books, LLC · 2025118 okunma
Körlük Gözde Değil, İnsandadır...
9/10
·336 syf.·
2026 183. kitabı
Sivas’ın Kangal ilçesine ilk kez gidiyordum. Çocukluğumdan beri adını duyduğum, dünyanın en güçlü çoban köpeklerinden biri olarak gösterilen Kangal köpeklerini yerinde görmek istiyordum. Fotoğraflarına defalarca bakmış, haklarında onlarca yazı okumuştum. Fakat bazı şeyler uzaktan öğrenilmiyor. Bazı değerleri anlamak için onların bulunduğu toprağa basmanız gerekiyor. İlçeye vardığımda ilk dikkatimi çeken şey bozkırın dinginliği oldu. Şehirlerin bitmek bilmeyen gürültüsünden sonra buradaki sessizlik insana yabancı gelmiyor, aksine yıllardır özlediği bir sesi yeniden duyuyormuş hissi veriyordu. Kangal köpeklerini ilk gördüğüm an ise anlatılan hiçbir cümlenin onları tam karşılamadığını anladım. Heybetleri yalnızca iri cüsselerinden gelmiyordu. Bakışlarında acele etmeyen bir güven vardı. Kendilerini ispatlamak zorunda olmayan canlıların huzuru... Sürünün etrafında dolaşırken attıkları her adım ölçülüydü. Gereksiz hiçbir hareket yapmıyorlardı. Güçlerini göstermek için saldırmaya ihtiyaç duymayan bir asaleti seyrediyordum. Uzun süre onları izledim. Sonra yürümek istedim. İlçenin dışına doğru uzanan eski demiryoluna çıktım. Rayların üzerinde ağır ağır ilerlerken karşıma yıllardır ayakta duran Deliktaş Tüneli çıktı. Taştan örülmüş kemeriyle bozkırın ortasında sessizce bekliyordu. İçeri girdim. Her adımda dışarıdaki gün ışığı biraz daha geride kaldı. Tünelin serinliği yüzüme vuruyordu. Ayak seslerim taş duvarlardan geri dönüyor, sanki önümde benden birkaç saniye önce yürüyen başka biri varmış gibi yankılanıyordu. Tam tünelin ortalarına yaklaşmıştım ki uzaktan rayların titrediğini hissettim. Ardından trenin sesi duyuldu. Hızla duvara yaslandım. Lokomotif yaklaştıkça karanlığın içini delen beyaz far büyümeye başladı. Bir an...
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,2bin okunma