“İçinde kor olanın ateşten pervâsı olur mu, Süleyman Bey?” 🎬️ Mahsusa
Xwezî ez teyrêkî baz bibûma Bifirîyama ser welatê xwe Min bang bikira li dor xwe Şîn bibûma li ser axa xwe Hêdî sebra min qet nayê Dengê dilê min ji Kurdan tê Ez kor û lal bûm Min xwe ji dil da winda kirî ye Ax welatê min, sebra dilê min Te agir berda nav dilê min Pel û baskên min şikestî ne Ez li welatê xerîb mam…. Dilê Çîya
Reklam
Akşam Kızıllığı Gibi
Aksam kızıllığını andırır rüzgarlarda savrulan saçların/ Sanki bir kor parçası avuclarımda o yakan avuçların/ Kays'ın da Ferhat'ın da üstadıyım senin sayende (!)/ Var isen yanimda paylaşırım sevincini yokuşların yamaçların ... KK
Sizdeki artı vasıfları sevenleri değil, sizi olduğunuz gibi sevenleri sevin. Kaşınızı, gözünüzü, güzelliğinizi değil; size gerçekten değer verenleri sevin. Olur ya, bir gün gözleriniz görmez olsa bile o kör gözlerinizden utanmayacak insanlara kıymet verin. Sizi gözüyle değil gönlüyle görenleri, ruhunuzu fark edenleri, elinizdekiler gittiğinde herkes gibi çekip gitmeyecek insanları sevin. Çünkü; "Güzel bakan, güzel bir kalbi olan ve güzel seven insanlar sizin kalbinizi de güzelleştirir. Aksi takdirde hayat, her gün yaşanan bir ızdıraptan ibaret olur..."
Funda'dan...
​"Kadınlar hep aynı" cümlesi, dünyayı sadece tek bir renkten ibaret sanan kör bir bakış açısının, kendi sığlığında boğulma itirafıdır. Hayır, biz aynı değiliz. Cinsiyetimiz bir ortak payda olabilir ama isimlerimiz, cisimlerimiz, niteliklerimiz ve niceliklerimiz uçsuz bucaksız birer okyanus gibi birbirinden farklıdır. ​Bugün, sırf popüler kültürün ve dijital dünyanın ucuz algı oyunlarına kapılıp, edebiyatın ve düşüncenin kalesi olması gereken 1000Kitap gibi platformlarda bile porno yıldızlarını andıran profil fotoğraflarıyla var olmaya çalışanların yarattığı o illüzyon, hiçbirimizi bağlamaz. Kitapların kokusunu, bedenin teşhiriyle takas eden o akıl tutulması ve ahlak erozyonu, yalnızca sahibinin sığlığını gösterir; bir cinsiyetin pusulası olamaz. ​Unutulmamalıdır ki; her parlayan şey altın olmadığı gibi, her kararan toprak da değersiz değildir. ​Herkesi aynı kefeye koyup tartmaya kalkanlar, önce ellerindeki terazinin doğruluğundan şüphe etmelidir. Vitrinini ucuzlatanlarla, ruhunu kelimelerle zenginleştirenleri bir tutmak; sarraftan anlamayan bir nadanın, altın ile bakırı aynı maden sanmasından farksızdır. Bakır da parlar, ama oksitlenip yeşermesi ve değerini kaybetmesi an meselesidir. Altın ise çamura da batsa, dijital dünyanın dezenformasyonuna da uğrasa, o asil ve ağır duruşundan asla ödün vermez. ​Bizler ne birer şablona sığarız ne de birilerinin zihnindeki o tek tipleştirilmiş "kadın" figürüne. Bizi aynılaştırmaya çalışan o ilkel zihniyete inat; niteliğimizle, fikrimizle ve edebiyatımızla buradayız. ​Herkesi aynı kefeye koymadan önce, gözünüzdeki o sığ perdeyi kaldırın: Ve altını bakırdan iyi ayırt edin. Çünkü biz, sizin kolayca harcayabileceğiniz o ucuz madenlerden değil; işlendikçe değerlenen, okundukça derinleşen asıl cevherleriz. HEPİMİZ DEĞİL, ÇOK AZIMIZ
Yalnız kalan insan gözünü kör karanlıkta açar
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam