Önce gözlerin girer odamdan içeri Sonra ellerin, saçların, dudakların Bir bir hatırlarım Her sabah senin olan ne varsa Yüzüm aydınlanır Şarkılar söylemek gelir içimden Yakında bir kuş öter Uzaklarda bir tren sesi Sonra kornalar, çocuk ağlamaları Vapur düdükleri Sesler bir uğultu halinde yükselir büyük şehirlerden Ve alışılmış bir yaşamaktır çöker omuzlarıma Sarar benliğimi birden Büyük, devamlı dalgalar halinde duygularım Her sabah seninle başlar Ve ben her sabah Ta içimde bir ağrı gibi yokluğunu duyarım Her sabah Rezil insanlar bekler her köşe başında beni Yüzleri, yürekleri kadar kirlidir Biri gider, biri gelir Biri gider, biri gelir Yakamda duygusuz iğrenç elleri Ve soğuk gözbebekleri gözlerimde O alışılmış yaşamak ki her sabah İğreti bir elbise gibi durur üzerimde Bir isyandır sarar içimi Her şeyi üzerimden çıkarıp atasım gelir
Şiir
VÂRİDÂT: NOKTALAMALAR..
Ünlü haftalık haber dergisi NOKTA... 1 Nisan 1990 tarihli sayısı... Kapağında benim portrem; içinde benimle ve Ak-Doğuş’u çıkaranlarla yapılan mülakat... Ben şöyle demişim de bir kayma olmuş, kesintilerden dolayı şurası müphem kalmış da burası bilmem ne olmuş, konuşma dili yazı diline geçirilirken biraz öyle olmuş da filân yeri böyle olmuş... Bütün bunların tashihi bir yana, aynen veriyorum: “Demokrasi bir teamül rejimidir... 3. Dünya ülkelerinde demokrasi olmuyor, olmaz da... Çünkü demokrasiyi doğuran şartlar vardır. Meselâ dünyanın hiçbir yerinde Batı’daki kadar fert hürriyeti karşısında bu kadar tedirginlik yoktur. Çünkü dünyanın hiçbir yerinde de insanlar Batı’daki kadar çile çekmemiştir... (...) Ama hiçbir rejim de kendisini yıkıcı hiçbir şeye müsaade etmez... Ölçü budur...” Bu cümleler, Ak-Doğuş adlı bir İslâmî grubun “Kumandanı” Salih Mirzabeyoğlu’na ait. Kanunî bir yayın organına da sahip olan Ak-Doğuş’cular, şeriat düzenini getirmek için silâhlı mücadele gerektiği fikrini savunuyorlar. Ve komutanları Mirzabeyoğlu da, Nokta’nın “Seçim yoluyla demokratik kanallardan geçerek iktidara gelmek mümkün değil mi?” sorusuna yukarıdaki cevabı veriyor... Hafta içinde yapılan bir dizi operasyon sonucu silâhlı sağ terör ve şeriat örgütleri, kamuoyunun odak noktası hâline gelmişti. Bu hafta Nokta’nın kapak sayfalarında yer alan Ak-Doğuş grubu da, Şeriat düzenini getirmek için silâhlı mücadelenin şart olduğunu vurguluyorlar ama şimdilik hiçbir silâhlı eyleme karışmadıklarını söylüyorlar. Mirzabeyoğlu ve grubun liderlerinin görüşlerine sayfalarımızda yer verirken “gizli bir terör örgütünü ortaya çıkarmak veya afişe etmek” mantığıyla hareket etmedik. Amacımız, İslâmî devleti silâhlı mücadele yoluyla kurmaktan başka bir çare görmeyen bir grubun düşünce tarzını, bakış
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Günaydınnnn o zaman :))))
Saat sabahın altısı. Ağzımda pas tadı var. Karşımda oturan adamın pahalı koltuğu benden daha canlı duruyor. Duvardaki saat tik-tak değil, saçma sapan bir ses çıkarıyor. Zamanı değil, ömrümü doğruyor sanki. Zihnimin karanlık bodrum katında zincire vurduğum o ilkel alt benlik, sabahın bu kör saatinde uyanıp bilincimin temiz halılarına basarak mutfağa yürüyor. Bastırılan ne varsa, bu loş odada geri dönüyor. "Evet," dedi doktor. Kaleminin arkasını dişliyordu. "Anamnez formunuza bakılırsa, güne yine yüksek bir anksiyete dalgasıyla başlamışız?" "Yataktan sol taraftaki boşluğa doğru düşerek," dedim. "Fiziksel bir düşüş değil. Metafizik bir çakılma. Derealizasyon zirvede; odadaki eşyalar iki boyutlu birer karton gibi. Terliklerim bile beni reddetti. Sağ teki gardırobun altına kaçtı, solu ise intihar etmiş. Halı nefes alıyordu, üzerine basamadım. "Doktor not defterine bir şeyler karaladı. Muhtemelen katatoni başlangıcı yazıyordu. Ya da akşamki market alışverişi için listes yapıyordu. İkisi de aynı derecede anlamsız. Bahsedilen o 'Gölge' tam arkamda durmuş, ceketimin arkasını çekiştiriyor. Toplumun önünde takındığım o sahte persona maskesi, sabah aynaya bakarken yüzümden bir deri gibi yüzülüp düştü. Şimdi sadece çıplak et ve çiğ korkuyla kaldım. "Peki, bu distimik durum size tam olarak ne hissettiriyor?" "Hiçbir şey," dedim. "Duygularımda küntlük var doktor, biliyorsunuz." Kravatınızın üzerindeki küçük mavi desenler bana nükleer bir serpintiden sağ kurtulan son bakterileri hatırlatıyor. Sabah kahvesi içtim. Kahve çekirdekleri benim somatize olmuş acımla alay eder gibi kokuyordu. Dünya dönüyor ama bence ekseni kaymış, yalpalar gibi yalpalıyor. Herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Otobüs duraklarındaki insanlar, amigdalanın esiri olmuş,
Edebiyat
HANGİ HAYVANLAR KURBAN OLMAZ?
• Bir veya iki gözü kör, çok zayıf, kesileceği yere gitmeye kudreti olmayan, yani hiç yürüyemeyen hayvanları kurban etmek câiz olmaz. • Dişsiz hayvanı kurban etmek câiz değildir. Eğer dişlerinin çoğu var ise kerâhetle câizdir. Lâkin dişsiz hayvan, dişli hayvan gibi yayılıp karnını doyurur ise câiz olur. • Kuyruğu kesilmiş veya doğuştan kuyruğu olmayan hayvan, kurban olmaz. • Kulağının biri, dibinden kesilen yahut doğduğunda bir kulağı olmayan veya boynuzlarından biri veya ikisi kökünden kırılmış olan veya burnu kesik olan hayvanı kurban etmek câiz olmaz. GÜNEŞ SAATİ: BASÎTE İslâm dünyasında “basîte” olarak adlandırılan yatay güneş saatleri, Güneş’in yüksekliğini ölçme usulüyle, zamanı ve kıblenin yönünü belirlemeye yarayan aletlerdir. Taşınabilir olanları, el basîtesi olarak bilinmektedir. On yedinci yüzyıldan itibaren mekanik saatlerin ve yıllık namaz vakitleri cetvellerinin yaygınlaşmasıyla güneş saatleri kullanımı yavaş yavaş terk edilmiştir. 1867 yılında, Ahmed Muhtar Paşa, “El Basîtesi” adıyla bir kitapçık hazırlamıştır. Bu kitapçığa eklenmiş olan el basîtesi, 41 derece (İstanbul) kuzey enleminde bulunan yerlerde saatleri ayarlamaya ve yıllık takvim vazifesini îfâ etmeye yarıyordu. Bu seyyar güneş saati, üzerine dairesel olarak hareket edebilir şekilde yerleştirilmiş olan ibre vasıtasıyla her gün, güneşin doğuşu, batışı, öğle, ikindi, yatsı, imsak, fecir ve bayram namazı zamanlarını, gece ve gündüz sürelerini saat ve dakika cinsinden belirtirdi. Ayrıca, güneş görülür durumdayken, saatin yüzeyine dik olarak yerleştirilmiş bir çivi yardımıyla güneş yüksekliği ölçülerek saatler ayarlanabilir ve kıble yönünü tespit için güney açısı belirlenebilirdi. Müzelerde ve bazı eski camilerde böyle güneş saatleri bulunmaktadır. 13 Mayıs 2026 Fazilet Takvimi
Kurban Bayramı
Gül Dalında Ley’Lâ… (hıdırellezde)
Gül Dalında Ley’Lâ… (Yörük çadırının bağına asılan dua) Hıdırellez gecesi, Ley’Lâ… İnsanlar dileklerini gül dallarına astılar; kimi bir ev çizdi kâğıda, kimi uzun yolları, kimi de mutlu bir ömrü… Ben hiçbir şey çizemedim… Çünkü seni anlatacak bir şekil bilmiyorum, Ley’Lâ… Ley’Lâ’ya Ley’Lâ’yı anlatmak yetmiyor… Ne yazsam sana çıkıyor, neye baksam seni görüyorum… Her şey sen… her şeyde sen… Gül sen… gülistan sen… Ateş sen… kor sen, Ley’Lâ… Ben yalnızca adını anıyorum… Sonra denizin kıyısına indim; ayın suya düşen hâlini seyrettim. Bir yanda gece vardı hâlâ, öte yanda doğmaya hazırlanan bir güneş…
Şiir
TANRI VARSA BU KADAR KÖTÜLÜK NEDEN VAR?
Ateist cenahın en çok sorduğu üç soru aslında aynı kapıya çıkar: — Tanrı varsa kötülük neden var? — Allah neden müdahale etmiyor? — Masum çocuklar neden acı çekiyor? İlk bakışta üç ayrı soru gibi görünür. Ama gerçekte tek bir varsayıma dayanır: ➤ Demek ki Tanrı yoktur... Hayat sadece bu dünyadan ibarettir. İşte bütün düğüm de burada başlıyor. 1️⃣ Tanrısızlık (Ateizm) bu soruyu çözemez Önce şu soruyu soralım: ➤ “Kötülük” dediğiniz şey neye göre kötülük? ❗️Eğer evrende Tanrı yoksa, her şey "kör süreçler"in ürünü ise: — Deprem neden kötü olsun — Hastalık neden kötü olsun — Zulüm neden kötü olsun... ➤ Hepsi sadece "doğal süreç"tir! Aslanın ceylanı parçalayışı ne kadar “kötüyse”, insanın insana yaptıkları da o kadar “kötü” olur.