Koray

Koray
@koraystopher
Rüyamda bir çiçek karanlıkta kalmıştı ve ben, güneşi getirmenin ona yetmeyeceğini anladım. Ehli Sünnet
Başıma bir şey geldi, artık kuşkum yok. Herhangi bir kesinlik ya da apaçıklık değil, bir hastalık gibi belirdi bu. Sinsi sinsi, yavaş yavaş yerleşti; biraz tuhaf, biraz tedirgin hissettim kendimi, o kadar. Bir kez yerine yerleşince orada kıpırdamadan kaldı.
Sayfa 17
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Eğer şunu düşünmezseniz, Spinoza’yı anlayamazsınız gerçekten, bir okuma biçimi öneriyorum: Spinoza’nın yazısı sadece bir açıklamaya yönelik değil. Yani “hayat böyledir” gibi bir açıklama, hayatın yapılarını, düşüncenin yapılarını, bedenin yapılarını salt çözümleme, aktarma ve anlatma tarzında işlemiyor Spinoza’nın düşüncesi. Anlattığı şeyin kendisi doğrudan doğruya Spinoza’nın kitabıdır. Bu oldukça radikal bir konum, bunun altını iyice çizmek isterim. Başka bir deyişle Spinoza’ya göre Ethica hayatın ta kendisiydi. Hayatta ne oluyorsa, Ethica'da da, Ethica'nın yazımı içerisinde de o oluyordu. Hayatta fikirler birbirlerini nasıl takip ediyorlarsa zihnimizde, duygularımız, duygulanışlarımız bir birlerini nasıl takip ediyorlarsa, kentte gezerken şuraya bakıyorsun, bir fikir ve bir duyguyla etkileniyorsun, şuraya bakıyorsun, başka bir görüntü, başka bir imaj, başka bir fikir, bunlar nasıl birbirlerini destekliyorlarsa, birbirlerini yürürlükten kaldırıyorlarsa, birbirlerinin ortaya çıkışını engelliyorlarsa sizin dolaşmanızla birlikte, işte Spinoza’nın Ethica’sı da budur: yani, fikirlerin fikirlerden çıkışı. Bunu fikirler modalitesinde, tarzında, ya da düzeyinde gerçekleştiriyor. İkinci kez de kuşkusuz, affect’ler yani duygulanışlar düzeyinde gerçekleştiriyor. O sözü bu anlamda söyledim yani, Spinoza’nın Ethica’sı hayattır başka bir şey değil. Nasıl Simmel’in izlenimleri başka bir tarzda modüle edilmiş haliyle kent yaşamını anlatan hayatsa.
29,03,21 Pek inanmadım; ama gene de düşündüm: Şimdi dedim, uyusam ve ameliyatta ölsem, hiçbir şey duymayacağım. Hepsi bu kadar. Çok kötü hissetmedim..
Bazı şarkılar vardır Kanatlarında yağmuru taşıyan kelebeği anlatır Kırmızı bir çakmak gibi neşeli ölmek olurdu.
Sayfa 52
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi Çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum. Karanlıkta oturuyorum, ışıkları yakmıyorum Çalar saat zembereği boşalana kadar çalıyor Acı veren bir sevişmeyi hatırlıyorum. Bir bıçağın gereksiz yere parlaması bu. Yıllardır kendini bulutlarda saklayan İllegal bir yağmurum. Bir yağsam pahalıya mal olacağım. Ben bir bodrum kat kızıyım bayım Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum Fakat korkuyorum. Birazdan da Kırk üç numara ayakkabılarınızla Bahçede oynayan çocukların üstüne basacaksınız Bu iyi olmaz bayım!
Sayfa 48