İlk olarak arzunun sadece koşmak ve hiçbir yere ulaşamamak olduğunu bil. Daha sonra hareketsiz kal ve ne olduğunu anla. Her şey açık. Sadece biz arzularımızın içinde kapalıyız. Bütün varoluş açık. Bütün kapılar açık ama öyle bir hızla koşuyoruz ki göremiyoruz. Ve ne kadar hüsrana uğrarsak, hızımızı o kadar arttırıyoruz çünkü zihin, "Yeterince hızlı koşmuyorsun. Bu yüzden yetişemiyorsun," diyor. Zihin hiçbir zaman, "Koştuğun için yetişemeyeceksin," demeyecektir. Bunu nasıl söyleyebilir? Bu mantıksız. Zihin, "Yeterince hızlı koşmadığın için yetişemiyorsun. O yüzden daha hızlı koş. Daha hızlı koşanlar, onlar yetişiyor," diyor. Ve daha hızlı koşanlara sor. Onların zihinleri de aynı şeyi söylüyor: "Daha da hızlı koş. Gerçekten koşanlar, onlar yetişiyor."
Şu şunda kaynaklanıyor, bu bundan kaynaklanıyor demek yorum yapmaktır. Bunun bilimsel bir temeli de değeri de yoktur. Ya ondan kaynaklanmıyorsa? Bunu kim, nereden bilebilir! Yorum, zan ve tahmin üzerine terapi ve tedavi düzenlenebilir mi!
Hikayeler içinde boğulmayın. Ağacı kimin nasıl diktiğini, ormanı kibritin yahut çakmağın çıkarmış olmasının bir önemi yoktur. Olan olmuş, biten bitmiştir dün dünde kalmıştır. Al hortumu eline, koş yangını söndürmeye. Al baltayı eline, başla ağacı kesmeye. Senin yağmurun güneyden geliyor, senin yağmurun kuzeyden geliyor.. Ne önemi var bunun! Al eline şemsiyeyi, yürü altında keyifli.
Duygu didiklemek bataklıklıktır!
Yorum yapmak bataklıklıktır!
Sürekli eskiyi konuşmak tuzaktır!
Kesinlikle gerçekleştirmek istediğin şeyler için hızlan, boş umutlar defet, eğer kendinle ilgiliysen kimsen hala mümkünken kendi yardımına kendin koş.