En mükemmel ve en namuslu sadrazam olacağımı kabul etsek bile, bu göreve getirilmem İmparatorluğun temellerini sarsacak isyanlar yaratacaksa, sana nasıl hizmet edebilirim, diyor Süleyman'a. Ahmed Paşa, bana karşı olanları şimdiden çevresine topluyor. Onlar çok kalabalık. sen tek hakimsin, ama belirli bir noktaya kadar. Onun ötesinde, gerçekler ağır basar. Beni gölgede bırak.
Rodos'tan dönünce, Süleyman onu resmen Sadrazamlığa atıyor. Haber şaşkınlık yaratıcı. Yunanlı otuzunda bile değil. Geleneksel olarak Devletin en üst kademesinde görev almak için geçilmesi gereken hiçbir aşamadan geçmedi. Saray öfkeden çılgına dönmüş, Payitahtta İmparatorla yakışıklı gözdesinin ilişkileri alay konusu olmuş, yabancı başkentlerde olay soruşturuluyor. Piri Paşa karşı koymaksızın çekiliyor: O yaşlı, yorgun ve olabildiğince zengin. Fakat ikinci cezir Ahmed Paşa hınnçla dolu. Olay o kadar büyümüş ki, İbrahim bile Süleyman'a kararını değiştirmesini öğütlüyor.
Onu görev endişelendirmiyor: Zihinsel yeteneğiine güveniyor. Onu asıl düşündüren yeteneklerinin de ötesinde, kendi özü. Kader karşısında gözleri kamaşmış bir balıkçı çocuğu olmanın yarattığı dürtüler, meşru olarak ilk sıraya geçme düşüncesini baskı altına alıyor, benliğini dürtülerine göre oluşturmayı öğrenmesi gerekiyor.
Osmanlı'nın üstünlüğü somut olarak üç temele dayanıyor: Ordunun şöhreti -apaçık ortad-, eyaletlerden toplanan ve ticaretten elde edilen vergilerle bolca beslenen hazinenin zenginliği, yönetim düzeninin mükemmelliği.