Okuduğum ilk Nermin Yıldırım kitabıydı ve kesinlikle son olmayacak.. Kitabı bitirdiğimde yüreğimin hafiflemesini beklerken kafamda onlarca soruyla kaldım.. hayat ile ilgili, kendim ile ilgili, bu dünyadaki yerim ve hikayem ile ilgili.
Adalet.. kendisinin kanser olduğunu ve belli tedavilerden sonra kanseri yendiği için mutluluktan ziyade çocukluğunda Mahsun ve masum olan arkadaşının oyuncak ayısını elinden aldığı için onu ilk günahı olarak saymasıyla birlikte, hikayesinin peşine düşen kadın. Hikayesinin sonunda Mahsun ile masum bir vedalaşma ve yürek ferahlığı için yola koyulan kadın. Bu yolculukta Adalet; sevgiyi, sevilebildiğini, dünyada onunda bir yerinin olduğunu farkederek hayata karışıyor ve nazik elleriyle birilerine dokunuyor ve sonunda da kendine sarıldığını hissediyor. İçine gömdüklerine artık sessiz kalmıyor, kafasını kuma gömmüyor ya da körgörü olmaktan vazgeçiyor..
Velhasıl kelam yazar bize korkmadan insanların hayatına dokunabilmeyi öğütlüyor.. şu kar tanesinin erimesi kadar zamanı olan ömrümüze.
DokunmadanNermin Yıldırım · Everest Yayınları · 202511,5bin okunma
Uzun zaman sonra etkisi fazla sürecek bir kitap oldu benim için. Herkes kendi penceresinden bakıyor ya hayata, Selime teyze ve Meltem de öyle bakmıştı. Herkes gibi onlar da sadece kendi evlerindeki pencereleri görmüştü. Bir gün bir yerde komşu oldular hikayelerine, bir sedir üzerinde izlediler hayatlarını. İşte o zaman farkettiler ki her penceredeki farklı manzaraları.. Döndüler kendilerine. Ve sonra çıktı ağızdan iyileştirecek bir soru; Ne malum?
Dünya koşturmasına dalıp hep daha fazlası yarışına nispeten yazar bize çok güzel bir şey hatırlatıyor; “ bu kadarına sahip olmanın yeterli” olduğunu. An’da kalmayı. Güzel bir gün yaşamanın, güzel bir hayat yaşamak anlamına geldiğini..
Hyunam-Dong Kitabevi’nde sıcak kalpli iyi insanların ve birbirlerine iyi gelen insanların, yaşamlarında çıktığı bir keşif yolculuğundan bahsediliyor. Her karakterin kendi hayatında yön vermek istedikleri bir zaman diliminden bahsediliyor. Bu zaman diliminde ise bedenin keyif sürebildiği, zihnin kabullendiği bir dönem ön plana çıkıyor ve orada insanların içinde bir umut yeşeriyor. Kitabevinin sıcacık atmosferi kalpleri ısıtıyor. Okurken insan böyle sığınacak bir yer arıyor :)
Umarım biz de bir gün kendi Hyunam-Dong Kitabevimizi keşfederiz
Her insanın yaşamak için bir sebebe ihtiyacı olduğunu hepimiz kendimizden dahi biliyoruz. Yaşama nedenimiz de, her birimizin biricik olması gibi kişiye özeldir.
Logoterapinin kurucusu olan Victor Frankl’de insanların varoluşlarında anlam bulma arzusunu ön planda tutan bir ekol kurmuştur. Kitapta II. Dünya savaşında Auschwitz kampında esir olarak tutulduğu zaman yaşadıklarını ele alarak deneyimlerinden bahsetmiştir. Kampta onun zihinsel direncini arttıran ise yazmak istediği kitaplar olmuştur.
Frankl için insanın varoluşsal amacı 3 temel ilkeye dayanmaktadır; sorumluluk, sevgi ve ıstırap. Istırap (elden bir şey gelmeyecek durumlarda) duyarken bile, çekilen ıstırabın bir anlamının olduğundan bahseder. İnsanın acı çektiğine değmeliydi değil mi?
Kısa sürede anlamlı bir yaşamın olmasını, uzun sürede amaçsız geçen yaşama yeğlediğini belirtir.
Bir solukta okunabilecek keyifli bir kitap.
Stefan Zweig bu kitabında her zamanki gibi betimlemelerini yine çok iyi yapmış.
Kitapta iki aşığın arasındaki duygular ve benlikler ele alınıyor. Ve kitabın sonunda insanı sorgulatıyor, gerçekten de geçen zaman duyguları değiştirir miydi? İnsanlar aynı kalır mıydı? Onca zaman geçtikten sonra insanı çeken şey yaşayamadıkları mıydı?
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,6bin okunma