Hayır, insan sade ölürken ayrılmıyor, arkada bırakmıyordu. Belki bütün ömrünce her an birçok şeyler onu arkada bırakıyordu. Sonra olduğu yerde birden bire kabuklaşıyor,çok ince , görünmez bir şeyle o anda etrafında olanlardan ayrılıyordu.
“Biz mi gidiyoruz,onlar mı?...” Sual buydu...
Biz Sıfır Kayası’nın karanlık öteki tarafıyla birbirimizden sadece bir bıçak sırtıyla ayrılıyorsak ne olmuş? Bıçak insan tarafından yapılmış her şeyden daha sağlam , daha ölümsüz ve daha dahicedir . Bıçak giyotin olmuştur , bıçak tüm düğümlerin çözümü için genel bir yöntemdir ve paradoksların yolu , korkusuz akıllara layık tek yol , bıçağın keskin tarafı boyunca uzanır.
“Eh, pekala ...” dedim kendi kendime sesli olarak. Sonra ona dönüp: “Sisten nefret ediyorum.Sisten korkuyorum.” dedim. “Demek ki seviyorsun. Korkuyorsun çünkü senden güçlü, nefret ediyorsun çünkü korkuyorsun,seviyorsun,çünkü ona boyun eğdiremiyorsun.Ne de olsa boyun eğdiremediğini sever insan.”
“Gerekliliğe boyun eğmek ne büyük mutluluk. Hiç kuşkusuz bir demir parçası da mıknatısa, kaçınılmaz, şaşmaz yasaya boyun eğerek böylesine mutlu bir şekilde yapışmaktadır. Havaya atılan bir taş bir saniye duraksadıktan sonra hızla aşağıya,toprağa düşer . İnsan da can çekiştikten sonra son nefesini alıp öldüğünde böyle mutludur.”