Büyük İskenderiye Kütüphanesi, Antik Dünya'nın en büyük ve en önemli kütüphanelerinden biri. Kütüphane, Müzler'e, sanatın dokuz tanrıçasına adanmış daha geniş bir araştırma enstitüsü olan İskenderiye Müzesi'nin bir parçasıydı. İskenderiye'de evrensel bir kütüphane kurma fikri, oraya sürgün edilen Atinalı devlet adamı Faleronlu Demetrios tarafından, I. Ptolemaios Soter'e önerilmiş olabilir. I. Ptolemaios, kütüphane için planlar yapmış olsa da, kütüphane muhtemelen oğlu II. Ptolemaios döneminde inşa edilmiştir. Kütüphane, Ptolemaios krallarının kitap satın alma konusundaki agresif ve kararlı tutumu nedeniyle, kısa sürede çok sayıda papirüs ve parşömen kütüphaneye eklenmiştir. Belirli bir dönemde tam olarak kaç parşömenin bulunduğu bilinmemekle birlikte, tahminler kütüphanenin en parlak döneminde 40.000 ila 400.000 arasında değişmektedir. İskenderiye Kütüphanesi 900.000 el yazmasıyla Antikçağın en büyük dermesine sahip bir kütüphanesiydi.Kütüphanede büyük bir çalışan kadrosu da görev yapıyordu. Eserlerin papirüslere yazılarak rulo şeklinde saklandığı belirtilmektedir. Kral tarafından desteklenen bu kütüphane yayınevi işlevini de görüyordu. Kütüphane büyük bilim insanlarına da ev sahipliği yapmıştır. Matematik bilgini Öklides, mekanik bilimci Arkhimedes, tıp bilimci Herofilos, gök bilimci Eratosthenes, Batlamyus gibi isimler bu kütüphanede çalışmışlardır. Genel kanı bu kütüphanenin, çıkan çeşitli fanatik görüşler nedeniyle, antik Pagan tapınakları ve yapıların imhası sırasında Hristiyanlar tarafından yakıldığı yönündedir. Bu görüşe göre 391 yılında Doğu Roma'nın Mısır Valisi Theophilos, İskenderiye'de Mısır'ın eski din mensuplarına ait Osiris tapınağında olan bir arsayı, kilise inşa edilmesi için Hristiyanlara verdi. Burada yapılacak kilisenin temel kazıları
DEVLET AKLI'NIN TARİHÇESİ - FAİLİN GİZLENMESİ
“Devlet aklı” denilen şey, modern siyasetin en eski bahane ya da silahlarındandır. Kavramı deştiğimizde karşımıza oldukça aşina olduğumuz bir isim çıkıyor, Makyavelli. Ya da orijinal yazımıyla Niccolò Machiavelli. Bu insanlığın baş belası herif siyasal düşüncede “devlet aklı”nın ilk tohumlarını Prens (1513) adlı kitabında atıyor. Machiavelli, doğrudan “devlet aklı” kavramını sistemleştirmez belki ama muazzam bir ilham kaynağı olur. Çünkü Machiavelli’nin radikal hareketi şudur: Siyaseti ahlaktan özerkleştirmek. Bilinler bilir; Ortaçağ siyasal teorisinde, yönetim ahlaki bir aktivitedir. Hükümdar, Tanrının yeryüzündeki temsilcisi gibi düşünülür. Yönetmek, aynı zamanda ahlaksallaştırmak demektir. Aristotales, eserlerinde erdem kavramı yerine ilginç bir kelime kullanır: Virtüler ahlak! Virtüler ahlak, cesaret, hikmet, direnç, sabır gibi temel ardamların bütünü içerir ve bu hasletler kural olarak değil, özümsenmiş olmak zorundadır.  Siyasal teoride ise Virtüler ahlak ile başarılı yönetim, aynı şeydir. Hatta virtüler ahlakı olmayan bir yönetim, başarılı olamayacağı inancı vardır. Machiavelli alçağı önce bunu kırıyor ve diyor ki: Eğer hükümdar başarılı olmak istiyorsa, bazen ahlaken davranması gerekse bile, bu başarı odaklı olmalı ve başarı tam tersini gerektiyorsa ahlak ve etik kuralları yok kabul edilebilir. Hatta diğer edisyonlarda bulamayabilirsiniz ama Cambridge’in Botero baskısında, bu gerilim çok açık şekilde ortaya koyar: “Ahlaken yönetmek ile başarılı yönetmek arasında bir gerilim vardır. İkisini birden gerçekleştirmek, çoğu zaman imkânsızdır.” İşte bu gerilim, modern siyasetin doğum anıdır. Çünkü bu andan itibaren, yönetim pratiği, ahlaki değerlendirmenin dışına çıkabiliyor. İktidarın korunması, düzenin sürekliliği, gerektiğinde ahlaki normların askıya
Tarih
Reklam
Nacizane Tavsiye Ettiğim Kitaplar...
rahmetli mustafa necati sepetçioğlu'nun şu kitapları: dünki türkiye serisi'nin 12 kitabı 1- kilit 2- anahtar 3- kapı 4- konak 5- çatı 6- üçler yediler kırklar 7- bu atlı geçide gider 8- geçitteki ülke 9- darağacı 10- ebemkuşağı 11- sabır 12- gece vaktinde gündönümü sabır ağacı serisi: 1- sahibini arayan toprak 2- zaman toprak ve sahibi 3- zaman yürüyüşü 4- zaman bir dar kapıda 5- zaman sarkacı 6- zaman yok 7- zaman dönümü 8- zaman uyanışı yesili hoca ahmed serisi: 1- sesler ve ışıklar 2- hurmalığın ak doğanı 3- aydınlığın mührü
1000Kitap
Sermayenin Mutasyonu
-Kral - Papalık Savaşı (16. - 17. Yüzyıl) Sermaye, merkezi krallıkları fonlayarak kilisenin mülk tekelini kırdı. Dünyevi devleti tek meşru güç haline getirdi. -Ulus-Devletlerin Fonlanması (18. - 19. Yüzyıl) Burjuvazi, bu kez kralları devirmek ve pazarı standartlaştırmak için halk meclislerini ve devrimci önderleri fonladı. -Şirket-Devlet Prototipleri (19. Yüzyıl Sonu) İngiliz Doğu Hindistan Şirketi ve II. Leopold'un Kongosu sahneye çıktı. Kendi ordusu, yargısı ve sömürge toprağı olan, devlet görünümlü ilk devasa şirket deneyleri yapıldı. -Tekno-Feodalizm ve Kamusal AR-GE (21. Yüzyıl-...) Sermaye artık devleti yıkmıyor; halkın vergileriyle finanse edilen riskli teknolojik altyapıyı kendine mülk edinerek yeni bir dijital feodalizm inşa ediyor.
Tarih
Papalık (Vatikan) Orta Çağ tarihi boyunca Avrupa’nın en büyük feodal toprak sahibiydi. Papalığın gücü, köylünün toprağa bağlı olmasına ve kiliseye ödediği toprak vergilerine (aşar/tithe) dayanıyordu. Halk şehirlere akıp fabrikalarda (veya erken dönem atölyelerde) çalışmaya başlayınca, kilisenin toprağa dayalı vergi tabanı kelimenin tam anlamıyla buharlaştı. Toprak değersizleşirken, şehirlerdeki ticaret ve üretim üzerinden dönen likit sermaye (nakit para) değer kazandı. Papalık bu nakit akışını kontrol edemediği için mali olarak krallara ve yeni zengin şehirli sınıfa (burjuvaziye) bağımlı hale geldi. Britanya İmparatoru VIII. Henry, Roma ile bağlarını kopardığında mesele sadece bir "boşanma" davası değildi. VIII. Henry, Anglikan Kilisesi'ni kurarak İngiltere'deki tüm Katolik manastırlarına ve Vatikan topraklarına el koydu. Bu devasa kilise topraklarını ve mülklerini satarak ya da kendi yandaşı olan yeni soylulara/zenginlere dağıtarak hem hazinesini ağzına kadar doldurdu hem de arkasına muazzam bir finansal destek aldı. Yani din, mülk transferinin kılıfı oldu. Şehirlerde palazlanan fabrika sahipleri ve tüccarlar (burjuvazi), feodal senyörlerin ve kilisenin keyfi vergilerinden, sınır geçiş harçlarından nefret ediyordu. Onlara tüm ülkede geçerli tek bir hukuk sistemi, tek bir para birimi ve güvenli ticaret yolları lazımdı. Bunu da ancak güçlü bir merkezi krallık sağlayabilirdi. Burjuvazi kralı parayla (vergiyle) fonladı, kral da burjuvaziye koruma sağladı. Bu ittifakın önündeki en büyük ideolojik engel kimdi? Meşruiyetini göklerden alan ve krallara hesap sormaya kalkan Papa. İşte tam bu noktada krallar, "Devlet işleri rasyonel ve dünyevi kurallarla yönetilir, din vicdan işidir" diyen seküler tezlere sarıldılar. Bu, kiliseyi oyun dışı bırakmak için mükemmel bir ideolojik
1000Kitap
Anayasa ve Demokrasi
Anayasaların birincil ve asli görevi yürütmenin gücünü sınırlandırmaktır!  1215 Magna Carta’dan bu yana siyaset kuramının en temel meselesi iktidarların gücünün sınırlandırılması olmuştur. İyi kral yaklaşımı da denen, karar alıcı figürün erdemli olması olasılığı üzerine inşa edilen devlet konseptinde kalıcı ve kurumsal iyi yönetim olmaz. Bir kral veya padişah iyi olabilir, kurallara riayet eder veya erdemli davranır, ama bu ondan sonra geleceklerin de kendi inisiyatifleriyle iyi olacakları anlamına gelmez. Gücün denetimi gerekliliği açmazdan doğdu. Monarkın mutlak gücü onu yasa üstü olarak konumlandırır. Meşruti sistem anayasal bir mimari oluşturarak monarkı da yasalara tabi kılar. Bu da ister istemez hukukun monarktan daha güçlü olmasını gerektirir. Hukuk bu yüzden siyasi karar alıcıların iktidarından daha güçlü olmak zorundadır. Hukukun üstünlüğü sadece bir kelime oyunu veya kulağa hoş gelen bir ideal değil, iyi yönetimin ve hesap verebilirliğin bizzat ön koşuludur.  Modern devlet kuramının temeli gücü sınırlandırılmış iktidardır. Demokrasinin de temeli budur.  Demokrasinin olmazsa olmazı olan çoğulculuk – insanların birbirinden farklı düşünme özgürlüğü – ancak belirli koşullarda var olabiliyor. Bu koşulların temelini hukuk devleti oluşturur. Onun da zemini güçler ayrılığı ve yargı erkinin üstünlüğüdür. Demokrasilerde son sözü yargı söyler. Yargının gücünü yürütmeye kaptırdığı siyasal sistemlerde demokrasi ve çoğulculuk olamaz. Bu tür ülkelerde devlet bir baskı aracıdır ve çürümenin devamına hizmet eden bir paravandır. Size her şeyin yolunda olduğunu söylerlerken kapalı kapılar ardında hem vergi paralarınızı gasp ederler, hem de hak ve hukukunuzu.  Dolayısıyla siyasal tercihlerin ve politikaların sınırı anayasa ve hukuktur.  Hukuktan kopuş bir siyasal iktidarı
Duygu ve Düşünce
Reklam
Reklam