Selamlar güzel kitap dostlarim, mitolojiyi seven biri olarak beni hemen içine çeken bir eser oldu.
Krallarin ve kraliçelerin gölgesinde büyüyen ama kendi kaderini savaşçı ruhuyla gizen
Klytemestra'nin hikayesi anlatiliyor. Onu sadece bir yan karakter ya da bir es olarak degil, kendi öfkesi, tutkusu ve liderligiyle taniyoruz.
Ozellikle savasçi tarafinin ve zekasinin ön planda olusu beni etkiledi.
Klytamestra, Yunan mitolojisinin en tartigmali kadin figürlerinden birinin hikayesini kendi gözlerinden anlatiyor. Sparta Krall Tyndareos'un kizi olan Klytemestra, Helen'in ablasi ve Agamemnon'un esi olarak bildigimiz, ama aslinda çok daha derin bir hikayesi olan bir kadin. Çocuklugu sarayda geçse de, kaderi onu savas meydanina da, ihanete de, kayiplara da surüklüyor.
Roman, onun çocuklugundan bagliyor; kraliyet ailesinin güç dengeleri, kardeslik baglari ve politik evlilikleriyle örülü bir hayat içinde buyumesini izliyoruz. Klytemestra'nin evliligi, kocasinin iktidar hirsi ve tanrilarin gazabiyla sekillenen kanli olaylar zinciri, sonunda Troya Savasi'na kadar uzaniyor. Troya'ya giden süreçte Agamemnon'un kizi Iphigenia'yi kurban etmesi, Klytemestra'nin kirilma noktasi oluyor.
Bu olaydan sonra artik yalnizca bir kraliçe degil, intikamini planlayan bir savasçiya dönüsüyor.
Sonuçta Klytemestra'nin hem anneligi hem kraliçeligi hem de intikami arasinda verdigi kararlar, onu tarihin en unutulmaz kadin figürlerinden biri yapiyor.
Kitapta gok fazla karakter var: Helen, Kastor, Polydeukes, Agamemnon, Aegisthos... Yunan mitolojisini sevenler için tanidik, ama isimlerin fazlaligi okurken takip etmeyi zorlastirabiliyor.
Yine de yazarin dili, bu karmasanin içinde Klytemestra'nin ruh halini, öfkesini ve gücünü çok canli hissettiriyor.
Mitolojik eserleri okumayi sevdigim için atmosferine