Hayatın içinde acılar vardır. Çocuğumuz için bu acılar daha fazladır. Nitekim bir yetişkin için 'acı' olarak tanımlanan şeyler genellikle kayıplar, hastalıklar, travmatik hadiseler olabiliyorken, bir çocuk için annesinin ona sınır koyup 'hayır' demesi, öğretmeninin onu değil de arkadaşını tebrik etmesi, babasının kaşlarını çatmaı, kardeşinin oyuncak arabasını kırması gibi şeyler olabilecektir. Hatta küçük yaştaki bir çocuğu duygusal olarak acıtan şeyler arasında, mesela aniden başlayan elektrik süpürge sesi bile vardır. Yaşamın doğal bir parçası olan bu küçük 'T'ler, yani travmatik duygular eğer düzenli olarak sağaltılamazsa birikir, birikir ve en sonunda miniminnacık bir sebeple patlama gösterir ve çocuğumuz öfke nöbetine girer.
Sürekli söylenen bir anneysek, çocuğumuzun söz dinleme becerisini köreltiyoruz demektir. Çünkü çocuklar yüksek sesle ve çok söyleneni değil, yumuşak tonda ve az söyleneni dinlerler.
Oysa mesela konu teknoloji olduğunda, okul öncesi dönemdeki bir çocuğun günlük teknoloji hakkı yaşına göre 15 dakika ile yarım saat arasında tutulması gerekirken, ilkokul birinci kademe bir çocuğun 45 dakika - 1 saat, ikinci kademe bir çocuğun 1-2 saat şeklinde sınırlarının genişlemesi gerekiyor.
18-24 aya kadar annesiyle adeta onun bir organıymışçasına bağımlı olan çocuk 1,5 yaşını geçtiği sırada kendi bireyselliğini fark etmeye başlar. Annesinin yardımı olmadan yürüyebilen, kendini yavaş yavaş ifade edebilen küçük insan, içinde alev alev parlayan 'merak' duygusuyla birlikte dış dünyayı keşfetme heyecanı yaşar. Dolapları karıştırır, çekmeceleri kurcalar, yemeğini kendisi yeme, suyunu kendi başına içme gibi davranışlarda ısrarcı olur, bardaklara, çatallara uzanır, eşyaları alır, atar, ağzına sokar... Bütün bu davranışlar aslında 'benim de düşüncelerim, isteklerim ve becerilerim var' demenin 'çocukça' yoludur.