Korkuyu sevdiklerimizden öğrenirmişiz. Artık kocamanız, her şey için kocaman. Tüm mumları söndürdüm. Çünkü biliyorum artık öyle iyi biliyorum ki birine ait bir parça değilim ben, birini parçalara ayırabilen bir parçayım. Ve hiçbir zaman ait olamayacağımda. Çift kişilik yatakta ki o çiftim. Isı getiriyorum. Biliyorum, korkuyu bu şekilde öğrendim. Yalnız başıma bütün olacak bir parçayı kaplayarak. Benim olmayanı ben her zaman çok istedim. Anladım ki, istekler yanı sıra birçok sorumluluğu da getiriyor. Bu yüzden hiçbir zaman diyemedim, "seni istiyorum." Kendimle sadece karanlıkta yüzleşebiliyorum. Herkes biliyor, ben insanları yalnızca boğuyorum, kanamalarını sağlıyorum. Sessizce gitmem gerekirdi; çocukluğumdan, uzanıp uyuduğum yerden, kemiklerimden. Tüm çocukların ben olmayı istediği zamanlarda gitmem gerekirdi. Arkamda koca bir yığın çöplük bıraktım. Keşke o gece izleyebilme şansım olsaydı. Anahtarsız kapıların hepsini üstüme kapasaydım ve mahsur bıraksaydım kendimi. Ciğerlerime çektiğim bütün dumana razıyım. Bu onun tek nefesi, o kara dumanlardan oluşan tek nefes. Yüzü olmayan bir adamlayım, yüzü yok her yerini duman dolduruyor. Arkadaşlarımı kaybediyorum. Rüyalarımda yaşıyorum sadece. Yeniden yalnızım, anahtar yok, kapı yok. Dumandan başka hiçbir şey yok. Neyi soluyoruz? Tavandan cennet düşüyor, boğuluyoruz. Dumanların arasında ölüyoruz. Yüzü yok, hatlarını kanlar belli ediyor. Bu iki gözün arasında bu kadar ölü olmak nefesimi kesiyor. Içime bastırdığım her canlı, bir şeyler hissedebileyim diye damarlarımı kemiriyor. Bana dokunmalıydı, bana dokunmalıydı ki bir şeyler hissedebileyim. Hâlâ çalınmış o gecedeyim, gözlerinde, ağzındayım. Bana bahsettiğin sözlerdeyim. O sözlerin ta kendisiyim. Tekrar evine döndüğümde hep gözlerine bakardım. Ne zaman yaklaşacak olsam, çoktan