Dalgayı haber veren yakamoz
kimin gözüne çarpar kıyıda?
Çiçeğe durduğunu kim ayırt eder
tepeden tırnağa giyinmeden ağaç?
Kimin dikkatini çeker küçücük bir bulut
güneşi kapatmadan önce?
Yürüyüş, her seferinde, yol üstündeki sıradan şeylerin romanını anlatan ve yerlerin belleğiyle, madeni levhalar, yıkıntılar ya da heykellerin dağıttığı kolektif anmalarla karşılaşan uçsuz bucaksız bir kütüphanedir. Yürüyüş manzaraların ve sözcüklerin geçişidir
bazen alemin külli varlığına bağlanmayan, kaynağı onda aranmayan cüz'i ve ferdi isteklerimiz, alemşümul ve gerçek varlığı unutturarak tatminini aramaktadır. Böyle olunca, varlığımız alemden kopuyor; yalnızlığından korkan, yine de gafletle yalnızlığını arayan egoizmin kucağına sığınıyor. Cinsiyete bağlanan aşkın ve onda aranan içi boş, meyus tesellinin şifa vermeyişi gibi,..
Kendi dileğini alemin dileği yapmaya çalışmak, alemin sonsuzluğa uzanan hareketlerine engel koymaktır, kainatın hürriyetine set çekmeyi istemektir. Aksine olarak alemin dileğini kendi dileği yapmak istemek, alemin kalbini kendi varlığına sığdırmaya çalışmak: İşte gerçek ve hür hareket yolunda ilerleyiş bununla oluyor