Dış odaklı insanlar:
- Bu insanların duygu kontrolü daha zayıftır. Çünkü yaşadıgı duygulardan başkasını sorumlu tutuyor. Duygularını yönetmek ve sahiplenmektense başkalarını suçluyor.
- Bu insanların özduygu faekondalığı da az. Adeta kendine yabancılaşmış.
- Bu kişilerin sosyal bağımlılıgı ve onay ihtiyacı da fazla.
- Özyeterlilik(ben yapabilirim) duyguları da az. Çünkü başarıyı kendine değil dışarıya bağlıyor.
- Bu kişiler otoriteye çok fazla itaat ederler.
Böyle olmak onların suçları değil aslında. Onları tanımak istemeyen, sabırlı olmayan ve kolayı seçen ailelerin suçu böyle bir birey olmaları. Ödül ise buna sebep olan en büyük etken diyebiliriz. Kısaca çocuklarımızı tanımaya çalışalım ve ödülle onları cezalandırmayalım.
Kısacası, bir insanı akış alanına sokmadan ona o işi sevdirmek çok zordur. Aslında insanlar sevdikleri işleri iyi yapmazlar, iyi yaptıkları işi severler. Bir çocukta iç motivasyon oluşturmak istiyorsanız, ona seviyesinin biraz üstünde işler ve o süreçte destek vermeniz gerekir.
Hatırlarsanız, çocuk "etkinlik" şemasına "mutluluk" duygusunu da koymuştu. Dolayısıyla çocuk diyor ki: "Tamam, yunus yok, kabul ediyorum. Ama şu anda burada eğlence/mutluluk da yok." Çocuklar objelerin olmamasını hoş görebilir ama duygunun yokluğunu hoş görmekte zorlanır. Aslında çocuk yunus olmadığı için değil, yunussuz havuzda "mutluluk" duygusunu yaşayamadığı için ağlıyor. Baba da yunus yok diye ağladı zannediyor, çocuğun bu davranışını mantıksız buluyor ve ona kızıyor. İlişkileri yaralanıyor. Çocuk yunussuz havuzda mutluluk duygusunu yaşasaydı, ağlamazdı. Örneğin, o havuzda kaydırak olsaydı ve çocuk mutlu olsaydı, ağlamazdı.