Kubilay

Özdenetimi düşük olan­lar, başkalarıyla tartışırken, kendi düşüncelerini bekletemez, dürtü­sel davranır. Aklındaki her şeyi hemen söyler. Karşıdakilere konuş­ma fırsatı tanımaz ve onları dinlemez. Bu da ilişkilerini bozar ve mut­suzluğu artırır. Gördüğümüz gibi özdenetim de aynı iç kontrol odak­lılık gibi hem başarıyı hem de mutluluğu olumlu etkiliyor.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Stanford Üniversitesi'nden Prof. Walter Mischel çocukların öz­ denetim becerilerini ölçmek için bir araştırma yapıyor. Bir grup ço­cuğu tek tek bir odaya alıp, masalarının üstüne bir lokum koyuyor ve onlara şöyle diyor: "Ben şimdi dışarı çıkıyorum. Bu lokumu ye­mek istersen, yiyebilirsin. Ama ben dönünceye kadar yemezsen, sana iki lokum vereceğim." O gün bazı çocuklar, bekliyor ve ikinci lokumu alıyor, bazıları ise bekleyemiyor ve hemen yiyor. Araştırmanın esas ilginç yanı ise 20 yıl sonra, araştırmacılar bu kişileri buluyor ve hayatlarını inceliyor. Görüyorlar ki o gün lokumu yemeyenler, hem akademik alanda hem de iş hayatında çok daha başarılı olmuş. Daha iyi okullara gitmişler ve daha çok para kazanmışlar. Hatta daha mutlular. Neden? Çünkü o gün bekleyenlerin farkı özdenetim becerilerinin yüksek olması. Özdenetimli insanlar, gelecekteki daha iyi bir şey için, şu anda çekici görünen isteklerini ve dürtülerini erteleyebilirler. Gelece­ğe yönelik çalışıp, çeldiricilere ket vurabilirler.
Yaşlı adam ne yaptı? Çocuklar başta bu işi severek yapıyordu. Bir çocuk bir işi sevdiği için ya da ilgisinden dolayı yaparsa, buna "iç motivasyon" diyoruz. Ama sevdiği için değil de dışardan bir zor­lamayla ya da taleple yaparsa, buna da "dış motivasyon" diyoruz. Örneğin bir çocuk, öğrenme isteğiyle ödev ya­parsa onu iç motivasyonla, öğretmenden korktuğu için yaparsa dış motivasyonla yapmış olur. Yaşlı adam, çocuklara ödül vererek, on­ların iç motivasyonunun (keyif) yerine, dış motivasyonu (ödül olarak para) koydu. Dış motivasyon aracı (ödül) ortadan kalkınca, davranış da ortadan kalktı. Kısacası, ödülle çocuk işi yapar ama ödül kalkınca, davranış da ortadan kalkar. Ödül, hava kaçıran bir tekerleğe sürekli dışarıdan hava vermeye benzer. Siz dışarıdan hava (ödül) verirsiniz, tekerlek şişer ve yola devam eder. Ama bir süre sonra havası kaçar ve yola devam etmez. Bu durumda tekerleğe tekrar hava (ödül) vermeniz gerekir. Bu da sürdürülebilir değildir.
Bir okulun yanı başında yaşayan yaşlı bir adam varmış. Okuldan çıkan çocuklar, onun evinin önünden geçerken, ellerindeki değnek­leri balkonun demirlerine sürtermiş. Demirlerden çıkan "dırrttttttt" sesinden de büyük mutluluk duyarmış ama yaşlı adam bu gürültü­den çok rahatsız olurmuş. Çocuklara kızsa veya ceza verse olma­yacak. Onları bu davranıştan vazgeçirmek için, aklına çok güzel bir fikir gelmiş. Çocukları yanına çağırmış ve şöyle demiş: "Çocuklar çı­kardığınız ses çok güzel. Onun için size her gün bu sesi çıkarmanız için 1 lira vereceğim." Çocuklar da, "Biz bunu zaten seviyoruz. Bir de üzerine para alacağız" diyerek sevinçle bu teklifi kabul etmiş. Yaşlı adam çocuklara her gün 1 lira vermiş. İkinci hafta olmuş. Yaş­lı amca çocukları bir defa daha çağırmış. "Çocuklar param azaldı. Onun için size 1 lira değil, 50 kuruş verebileceğim" demiş. Çocuk­lar biraz bozulmuş ama, "Tamam olsun. Hiç yoktan iyidir" diyerek kabul etmiş. İkinci hafta da böyle geçmiş. Üçüncü hafta gelmiş. Yaşlı amca çocukları son defa çağırmış. "Çocuklar maalesef param kalmadı. Onun için size para veremeyeceğim" demiş. Çocuklar da para yoksa "dırrttttttt" da yok, demiş, değnekleri demirlere sürtme­yi bırakmış.
Bazı gezegenlerin şans, bazılarının şanssızlık getirdiklerine inanılmıştı. Mars savaş demekti. Venüs ise sevgi. Her gezegenin tanrısı için bir gün adadılar. Bu gezegenler güneş ve ay ile birlikte yedi tane idi, böylece de bizim haftamız belirdi. Batı dillerinde, örnegin Almanca'da hala Sonn(e)Tag=pazar Mon(d)Tag=aygünü=pazartesi gibi gün adları yaşamaktadır. O zamanlar bilinen beş gezegen şunlardı; Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn.