Kübizmin ilk döneminde sanatçılar, Naturalist resmin değişmez ülkesi olan tek noktadan bakışa bağlı kalıyorlardı. Bu ülkeyi analitik kübizm kırıyor ve sanatçıya nesneleri dört biryandan gösterme olanağını sağlıyor. Natüralist resmin yerini kavram-ressamlı alıyor ve doğanın taklidi olmaktan çıkan sanat yapıtı, sanatçının düşüncesinde yarattığı özerk bir yapıt oluyor.
Bu bakımdan bu resimler, doğada görülen nesneleri değil, bunların kavramlarını verirler. Nesne kavramının dışında kalabilecek ne varsa, perspektif, uzam, gölge-ışık siliniyor, geriye “ nesne” kavramından soyutlamamayacak olan hacim ve lokal-renk kalıyor.
Batı sanatında Goto‘dan beri süregelen “ doğayı taklit yoluyla verme “ çabası , “ illüzyonculuk “ ve “ aldatmaca “ olarak niteleniyordu artık. sanatçı, sanatını kurabileceği tek güvenilir temeli akılda buluyor, sanat bir kavram-ressamlığı oluyor. Bir zamanlar Kant “ kavramlardan yoksun olan görsellik kördür” demişti. Bu cümle Kübizm akımının bir temel-ilkesi oluyor.
Kübizmin kavram-ressamlığı-500 yıl önce Rönesans’la sanata giren doğa-ressamlığı gibi-batı sanatında yeni bir çığır açıyor. Bu dönemden sonra sanatçılar, kübizmi göz önünde tutmak, onunla hesaplaşmak zorunda kalıyorlar. Kavram ressamlığı, yeni bir akımın çıkış noktası oluyor ve soyut sanat doğuyor.