"Aman Tanrım! Ne kadar sevimli bir kız!' diye düşündü. 'Dünyada böyleleri varmış demek! Bu beyaz ten, derin suların dibini andıran bu koyu karanlık gözler... Gözlerin içinde onlarla birlikte parıldayan bir şey daha var... Ruhu olmalı! Güzel dişlerini ortaya çıkaran o eşsiz gülümseyişi bir kitap gibi okunabilir... Ya başı... Omuzlarının üzerine ne kadar da nazikçe oturmuş! Bir çiçek gibi kokusunu yayarak salınıyor. Evet, ondan bir şeyler alıyorum, ondan bana bir şeyler geçiyor. Kalbimde, işte burada, bir şeyler kaynamaya, çırpınmaya başlıyor... Buramda fazladan bir şey hissediyorum, daha önce orada olmayan bir şey... Tanrım, onu seyretmek ne büyük bur mutluluk! Neredeyse insanın soluğunü kesiliyor."
"Oysa onur hayatın tuzudur! Nereye kayboldu? Ya ben bu hayatı anlayamadım ya da bu hayat hiçbir şeye değmez! Daha iyisini de ne biliyorum, ne gördüm ne de birisi bana gösterdi. Sen, Andrey, tıpkı parlak ve hızlı bir kuyruklu yıldız gibi ortaya çıkar ve hemen kaybolurdun, bense her şeyi unutur, yavaş yavaş sönerdim!"
"Sanki mekân içinde değil, zaman içinde yaşıyorum. Geçmiş ve gelecek, bende hiçbir kaygı, hiçbir ilgi uyandırmıyor. Yalnız şu an içinde varım, ondan kurtulmak için de can atıyorum."