"Ölmeyi gerçekten isteseydim ölmüş olurdum. Yalnızca dinlenmek
istiyordum. Hayata öyle devam edemiyordum: Fabrika ve diğerleri, Line'in
yokluğu, umutsuzluk. Her sabah beşte uyanmak, yürümek, otobüse yetişmek için
koşmak, kırk dakikalık yol, dördüncü köye varış, fabrikanın dört duvarının
arasına sıkışmak. Gri önlüğü giyme telaşı, itiş kakışlar arasında kart basmak,
makineme doğru koşmak, makineyi çalıştırmak, deliği mümkün olduğunca
çabuk delmek, delmek, delmek, hep aynı tür parçaya aynı deliği delmek,
mümkünse günde on bin kez, maaşlarımız bu hıza bağlı, tıpkı hayatlarımız gibi."
Çok sayıda insanla tanıştım, ama henüz bir arkadaş edinmiş değilim. Insanlara cazip gelebilecek özelliklerden bende eksik olan nedir bilmiyorum; benden hoşlanan birçok insan var, benimle ilgileniyorlar, ama yollarımız sadece kısa bir süre için kesişiyor ve ben buna üzülüyorum. Buradaki insanların nasıl olduğunu soracak olursan, şunu söyleyebilirim: Her yerdeki gibi! Insan aslında karmaşık bir varlık değil. Çoğunluğu zamanın büyük bir bölümünü yaşamak için kullanıyor, geriye kalanı ise, özgür oldukları küçük zaman diliminden öyle korkuyor ki, ondan kurtulmanın her türlü yolunu deniyor. İşte insanın değişmez yazgısı!
Bir zamanlar ne kadar güzel ve eğlenceli olduğumu birileri hatırlayacak
olsaydı, çocuklarım olsaydı, benim yeteneklerim her neyse artık, onları kalıtım
yoluyla devralabilselerdi, üstelik de dünya görüşümü yaşatsalardı ne olurdu
acaba?
Onu sevdiğimi hala söyleyemiyorum. Ama şimdi bunun aşkın ne demek olduğunu bilmememden ileri geldiğini anlamaya başladım. Ben aşk ve evlilik konusunda parlak fikirleri olan Emma'yım ve aşk farklı kıyafetlerle, farklı biçimlerle, farklı yüzlerle çıkıyor insanın karşısına ve belki de insanın kabullenmesi, adını koyma cesareti uzun zaman alıyor.