Yaşamak debelenir içimde kıvrak ve küheylân
beni artık ne sıkıntı ne rahatlık haylamaz
çünkü ben ayaklanmanın domurmuş haliyim
yürüsem rahmet boşanacak ve sana bir karşılık vereceğim.
Yeter beklediğim
Şimdi bir silkinir, çalarım paçaya
Ne varsa atarım üstümden
Al kanat küheylan olurum
Geldiğim yerlere varırım
İndiğim dağlara varırım
Delikanlılar bul urum
Köpüğü yele veririm, bulutu sevdaya
Kandırır alır gelirim
Nurtopu bir devrim doğar
Nurtopu bir devrim doğar
gök gürlerken ata binen
şimşek çakarken koşup gelen
şimdi pak sağıma gel
..bindiği kara küheylan
döşeği kara kunduz derisinden
beline kuşak yetmez
boyuna kucak yetmez
gözkapağı bir karış
kara bıyıklı kara sakallı
kılıcı yeşil demirden
kürek kemikleri yassı demirden
(kara argımak ıninittü
kara kunduz töşöktü
kurdak yetpes beldu
kuçak yetpes moyundu
karış bolgan kamaktu
kara mıyık sakaldu
yeşil temir kılıçtu
yalpak temir yarındu)
(altay şamanlarının tören metinlerinden)
Biliyoruz ki, Türk milleti, susan ve derdinden ipucu vermeyen bir millettir. Mustafa Kemal, bu Sfenks'in muammalı çehresini nasıl okuyabildi?
Onun granitten gövdesine hangi yerinden hulûl etti? Ve onu nasıl, cins bir küheylân gibi derhal harekete getirdi? Hiçbir alimin bize keşfedemeyeceği sır işte buradadır.