İnsanlara hoş görünmek için dışını güzelleştirmek için elinden geleni yapması, buna karşılık Yüce Allah'ın her an gözetim ve denetimi altında olan içini ise ihmal etmesi büyük bir kusurdur.
Bu hastalığın ilacı ise şudur:
Kul kesinlikle bilmeli ki, insanlar ona sadece Allah'ın kendi kalplerine ilham ettiği ölçüde değer ve önem verirler. Yine bilmeli ki, onun içi Allah'ın nazargâhıdır, yani her an görüp baktığı yerdir. O yüzden, kulun ilk düzelteceği ve süsleyeceği yer dışı değil de, aslında Yüce Rabbimizin her an bakışı altında bulunan iç âlemi olmalıdır.
Bir piskopos, fırtınalı bir günde, katedralinde bulunuyordu. Hıristiyan olmayan bir kadın onu görmeye geldi ve sordu: "Ben Hıristiyan değilim. Kurtuluş hakkım var mı benim? Cehennem ateşinden kaçabilir miyim?" Piskopos bakışlarını kadına çevirdi ve' cevap verdi ona: "Hayır, su ve kutsal ruhla vaftiz olanların dışında, kimseye kurtuluş yoktur! " Ve sözünü tam bitirdiği anda, bir gök gürültüsüyle katedralin üstüne yıldırım düştü, yapı bir anda ateş ve alev içinde kaldı. Kentin insanları yetişip kadını kurtarınayı başardılar. Ama piskopos yandı kül oldu, ateş onu yuttu.
"Nasıl sevebilirse üç gönül bir tek gülü
Sen de güzelliğine kul edersin üç gönlü.
Ben kendimden geçerken gülün güzelliğile
Gül beni seviyor mu diye düşünmem bile!..
Karşılığı beklenen sevgiye sevgi denmez, Sevdalılar yalvarır, fakat bir şey dilenmez.”