“Haziran…
Dudaklarımda yarım kalan bir şarkıydın,
Sen, pencerenin ardında sessiz bir yazdın.
Avuçlarımda bir sayfa mektup kaldı,
Unutulmuş kelimelerin uçurumunda.”
“Hava, saydam bir külçe. İnsan soluk alabilmek için ağzını kocaman açmak zorunda hissediyordu. Gerginlikten acıyan kulaklarım kaydediyordu: Arkamda bir yerlerde, fare kemirişi gibi telaşlı birtakım fısıltılar.”
Bak, ‘Tükürdüm gözlerimi ağzımdan boncuk gibi’ mısraı üzerinde, hepsi de ahmak olmayan şu bir sürü insan, ciddi ciddi münakaşa ediyor ve bu şair, kendi büyüklüğüne kendi de inanarak, minnettar gözlerle onlara bakıyor. Halbuki yüzüne dikkat etsen, ruhunun iç taraflarında nasıl külçe halinde bir yalanın saklı olduğunu görürsün. En korkunç yalan da budur: Kendimize karşı bile kullanacak kadar pençesine düştüğümüz bu derin ve gizli yalan...
Kanatlanıp uçarım, başka her hız sürünür.
Aşık atamaz hiçbir at arzumla o zaman,
Çünkü arzu en güçlü aşktan doğan yaratı,
Kişner –külçe et değil– ateşli bir küheylan;
Aşka karşılık sevgi, hoş görür bitkin atı.