Eve 'döner' insan hep... Kendi olamadığında da, kendi olduğunda da... Dünyanın yükünü sırtına aldığında da, yükü indirip kanat taktığında da... Yıkıldığında da, kalktığında da... Hatta italik durduğunda da...
İnsanın dönebileceği tek yer vardır da; hep döndüğü yer hiç dönemediği yerse mesela, neresidir o yer? "Kapıyı çalma sevgilim evimizi yaktım." O yeri de yaktım. Gemileri karaya oturtup suları Ay'a bırakıp limanı da yaktım; yenisi inşa olana kadar... Bir yükü indiremeden bir yükü aldığım sırtıma bir yük daha aldım... Ondan da anladım. Yol nereye? İşte... Eve... Anlaşılmamış her kelimem, itelenmiş her susuşum heybemde; daha derin susuşlardayım, "Senin kapıların benim evime açılmaz artık."
"Herkes kendi zalimini; elleriyle kendi yaratır." Unutma beni; hikâyenin tam neresinde yarattığını. "Tanrı seni, affetsin. Ben, mahşerde de dönüp bakmayacağım yüzüne." Ve sen vebal terazisinden düştüğünde dizlerinin üstüne, sorumlu olduğun iki çift gözün bakmadığından da Elif gibi emin olacağım.
"Bir yangının ardından sadece küller kalmaz, yanmış olmak da kalır. Bunu, nerede söndürsün insan?" Hak ve haksızlık bandında, haksızlık çemberine takılı, evini bulamayan bir dönemden geçerken yaptığım okuma ile yaşadıklarıma dokunan cümlelere hissettiklerimi geçtikten sonra diyorum ki; instagramı mı kitaptan okudum yoksa kitabı mı instagramdan okudum karar veremedim. Sanırım reklamı çok iyi yapıldı kitabın. Dokunduğu duygular hepimizin hissettiği ya da hayat yolunda hissedebileceği duygular olsa da derinleştirilebilir ve geliştirilebilirdi diye düşünmekten kendimi alamadım. Yazarımızın emeğine sağlık diyelim.
Yüreğimizdeki çocuk ve cebimizdeki revolver ile dilerim;
Keyifli okumalar.