“Sanırım bu, içinde yaşadığımız hayatın ta kendisi” dedi. Oysa hayat hakkında ne biliyordu? Ama belki de küller altında çok şey birikmişti. Bu kitap belki de onun beynindeki külleri güçlü bir solukla üfleyivermişti. Orada kımıltısız, birer kalıp halinde duran her şey kımıldamaya, nefes almaya başlamıştı. Kafasının içi hiç bilmediği aydınlıklarla doluyordu. Her yeni ışık pırıltısı, yeni ve daha da parlak aydınlıkları çağırıyordu. Sabırsızca.
Benim dolunay ritüelim gerçekten çok basit. İstemediğim her ne varsa hayatımda olan; şüphe, stres, endişeler, ndişeler, korkular korkular vs... Her ne varsa, hepsini ama hepsini bir kâğıda yazıp dolunay zamanı onları yakmak ve külleri doğaya bırakmak. Bu işi İstanbul'un ortasında bir evde, altıncrkatan yapıyorum ve tamamen sönmüş küller aşağıya inerkenki hafiflemeyi hissetmemek imkânsız oluyor! Bazen de sadece lavaboya atıp sulara karışmasını izliyorum küllerin.
İzini yitirmem hiç mümkün değil
Geçtiğin dağlara bulutlar ağıyor
Nerede gecelediysen ateşler yakmışsın
Soğumuş küller bile seni anlatıyor
Bir çiçeğe basıp boynunu ezmişsin
Bir taşa oturup günlük yazmışsın
Bir kayaya yaslanıp dalmışsın ufuklara
O kaya, gülümseyerek seni anlatıyor