Kazak gençlerine yedi göbek ataları ezberletilir,asla yedi göbek akraba bağı olanlar birbirleriyle evlendirilmezdi,çevre boylar ve avıllar böylece birbirleriyle daha yakın bağlar kurmuştur.
Söz arasında Sabitcan gülerek, kollektifleştirme devrinde Sincan'a (Doğu Türkistan'a) kaçan Kazak ve Kırgızlar'ın geri gelmeye başladıklarından söz etti. Çinliler komünlerde onlara hayatı zehir etmişler. Yemeklerini evlerinde kendileri pişirip yemelerine izin vermemişler. Günde 3 defa aşevlerinde kaynatılan kazanların önünde, büyük küçük sıraya giriyor, tabaklarına ne koyarlarsa onu yiyorlarmış. Öyle güç şartlar altında bırakılmışlar ki, şimdi hepsi varını yoğunu bırakıp kaçıyor, kabul edilmeleri için Sovyet otoritelerinin elini eteğini öpüyorlarmış.
"Asıl mesele bu işte. Zaman ne kadar geçerse geçsin, bazı konularda hiçbir şeyi değiştirmez. Elinden malını mülkünü, varını yoğunu alsalar, bundan ölmezsin. Bunları yine edinebilirsin. Ama senin onurunu kırar, ruhunu öldürürlerse, işte buna çare yoktur..."
Yıllarca ülkesinden uzak kalmış genç bir adam,İran'a geri döndüğünde Tahran havaalanından taksiye biner.Sürücüye yolda ilk tütüncüde durmasını söyler: "Tütüncüde ne yapacaksınız beyim? " diye sorar sürücü.
-"Sigara alacağım."
"Sigara mı ? Sigarayı camide satıyorlar."
"Camide mi? Yahu cami Allahın evidir oraya ibadet etmeye gidilmez mi?"
"Yanlış beyim! İbadet için üniversiteye gidilir."
"Peki o zaman öğrenim nerede yapılıyor?"
"Öğrenim hapishanede yapılıyor beyim."
"Hapis hırsızların yeri değil mi?"
"Yine yanlış bilirsin beyim hırsızlar hükümete atanıyor"