Dolabımdaki tüm kıyafetleri bir hışımla çıkartıp, yatağın üstüne attım, çekmecedekileri de üstüne boşalttım. Halbuki bir tane giyip çıkmam lazımdı, yetişmem gereken yerler vardı. İnsanın daima yetişmesi gereken şeyler olur, zaten herkes bunu bilerek yaşar. Bile bile yetişmeye çalışır, yaşar, yaşamaya çalışır... Yani sonmuşcasına koştuğumuz şeyin aslında son olmadığını hepimiz biliyoruz sanıyorum.
Onu giyindim, diğerini katladım, diğerini katlarken gözüm bir diğerine kaydı onu da giyindim... Bu böyle saatlar aldı. Hepsini denerken de, en son ne zaman giyindiğimi düşüne düşüne aynanın karşısına geçip baktım. Bazen baktım baktım bulamadım. Üstümde en son duruşunu hatırlayamadım. Askıya asıp kapının koluna astım, bir de öyle baktım. Bazı şeylerin üstümde askıda durduğundan daha koyu durduğuna içerleye içerleye de çıkardım kimilerini. Ne zor şey şu giyinmek. Ben neden giyinmek zorundayım ki diye demiyorum. Biz neden varız ki den şikayetçiyim. Giyinmek, yemek yemek, neden benim derdim. Ya ben neden dert'im? Hiçbiri olmadı işte, sonunda oturdum yatağın üzerine, kenara çekip tabii onları... Yine de kırışsınlar istemiyorum, zira hala yaşıyorum ve hala insanlığın dertlerine sahibim diye... Ellerimle yüzümü kapayıp yani öylece biraz bekliyorum. Bekliyorum, bekliyorum, bekliyorum. Beklemeye alışıyorum. Beklemek ne güzel bir şey, ben ne güzel bekliyorum. Beni bekleyenler de keşke böyle düşünse.
Hayır, kilo almış değilim, ya da çok zayıflamış, fakat içime sinmiyor. Bu aralar içtigim sudan bile memnun değilim. Aslında sorun su da değil, bende. Su içmek istemiyorum. Yaşamak istemiyoruma tekabül ediyor bu takriben. Ya da ona yakın saatlere. Yine de giyinmem lazım, insan yine de yaşamaktan kendini alamıyor işte. En alttaki yeşil elbiseyi tutup çekiyorum, üstüme tutuyorum, aynanın