Bu kitabı okurken bir kez daha şunu fark ettim: Cemil Meriç denen zat, Türkiye’de “entelektüel” diye parlatılan ama gerçekte bolca retorik, azıcık bilgi, bolca çelişkiyle ayakta duran bir balondur. Bu Ülke, bir fikir kitabı değil; daha çok parça parça aforizmaların, dağınık denemelerin toplamı. Tutarlı bir sistem, bir kurgu, bir felsefi derinlik yok. Evet, insanın hoşuna gidebilecek birkaç keskin cümle bulabilirsiniz; ama onların da çoğu Batı’dan, okuduğu Fransız düşünürlerden devşirme. İşte ironinin büyüğü burada. Batı’nın entelektüel geleneği sayesinde bir şeyler öğreniyor, sonra dönüp o geleneğe “bu ülkenin baş belası” diye sövüyor. Yani yürüyen bir çelişki. Tipik bir nostaljik oksidentalist. Yazdıklarından buram buram Atatürk ve laiklik düşmanlığı akıyor.
Meriç’in kitabında göze çarpan en bariz şey, Batı eleştirisi. Bu eleştirilerde haklı yanlar yok mu? Var. Batı’nın sömürgeciliğini, çifte standardını, ikiyüzlülüğünü gayet güzel anlatıyor. Ama sorun şu: Eleştirinin değeri, yerine ne koyduğunla ölçülür. Meriç Batı’yı yerden yere vururken, tek alternatif olarak “Osmanlı’nın manevi mirası”na, yani aslında İslamcı romantizme sarılıyor. Batı kötü, peki ne yapalım? Ona göre Osmanlı’nın gölgesine sığınalım. Ama Osmanlı dediği de hayali bir Osmanlı; içinde sınıf çatışması, mezhep çatışması, Türklükle gerilimi olmayan steril bir masal imparatorluğu.
Cumhuriyet’e bakışı zaten malum. Osmanlıyı göklere çıkarırken Atatürk ve Cumhuriyet inkılaplarını küçümsemek, satır aralarında onları “yabancılaşma” diye damgalamak Cemil Meriç’in temel refleksi. Bu, sıradan bir tarih okuması değil; düpedüz ideolojik bir duruştur. Kaldı ki, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in ekmeğini yiyip de ona saldırmak, üstelik bunu “aydın” kisvesi altında yapmak, entelektüel değil olsa olsa ahlaki bir