Allah'ın "Kur'an oku!" emri, "Namaz
kıl!" emrinden hem daha öncedir hem de daha
önemli. Bu bir yorum veya tevil değildir, Kur'an'ın
açık beyanıdır. İsteyen herkes, Kur'an hükümlerinin
iniş sırasını takip ederek Kur'an okumaya ilişkin
emirle namaz kılmaya ilişkin emrin sırasını görebilir.
Kur'ân/vahiy; kâinatı okuyan, dile getiren, ona dikkat çeken ilâhî kelamdır. O, sadece okunmuyor, aynı zamanda okuyor.
İçeriğinden ve Sûrelerin isimlerinden rahatlıkla anlarsınız bunu; güneşi okuyor, gökyüzünü okuyor, yeryüzünü okuyor.
Demek ki, Kur'ân tek başına; yani, olgu ve olaylardan bağımsız olarak okunacak bir kitap değildir. O, akıl-gönül birliğini sağlayanların kâinat üzerinde tefekkür ettiklerini, düşündüklerini aktarıp bize de “düşünün!” diyor ya, işte öyle tedebbür ve tefekkürle okunacak bir kitaptır.
İşte biz -Müslümanlar olarak- Allah'ın fiilî kitabı olan kâinatı bıraktık, ezbere Kur'ân okuyarak işi halledeceğiz, zannettik!.. Sorunların üstesinden sadece dua ile geleceğiz, diye düşündük. Anlayamadık ki gerçek dua, fiilî duadır. O da işin gereğini yapmaktır. Kavli dua da bu fiile eşlik eder.
Hz. Peygamber 23 yıllık peygamberlik hayatında Bedir, Uhud, Hendek gibi 3 büyük müdafaa savaşı yaptı. Yerine göre vuruştu,yaranlandi...
• 200. Gerekli ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine Allah'ı anın. Tıpkı atalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla. İnsanlardan bazısı şöyle der: "Ey Rabbimiz, bize dünyada ver!" Böylesi için âhirette bir nasip yoktur.
• 201. Onlardan kimi de şöyle yakarır: "Ey Rabbimiz, bize dünyada da güzellik ver, âhirette de güzellik ver! Ve bizi ateş azabından koru!"
Eğer bazı çevrelerin yaptığı gibi "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" ifadesini siyasî bir slogana dönüştürüp, buradan her şeyi silip süpüren, herkesi tekfir eden, bütün yönetimleri gayri-meşru ilan eden bir sonuç çıkarırsak şu soru kaçınılmaz hâle gelir: O zaman Yusuf Aleyhisselâm'ın yaptığı nedir?
Bu noktada genelde şu itiraz dile getirilir: "Bu Yusuf'un şeriatıydı, bizim şeriatımızda böyle bir şey yok." Peki o hâlde şu soruyu sormak gerekir: Aynı ayetin bir kısmını alıp "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" derken, neden ayetin devamını ve su-renin bütününü görmezden geliyoruz? Yusuf Aleyhisselâm sadece o dönemin peygamberi mi? O bizim de peygamberi-miz değil mi?
Burada asıl mesele şudur: Kur'ân ayetleri, önceden verilmiş bir hükme ulaşmak için eğilip bükülemez. Önce bir ide-oloji belirleyip sonra ona uygun ayetleri seçmek sahih bir yöntem değildir. Doğru olan, ayeti bağlamı içinde, kim söylüyor, kime söylüyor, nerede ve hangi şartlarda söylüyor sorula-rıyla birlikte anlamaktır. Sonuç, ayetten çıkarılır. Ayet, sonuca uydurulmaz.
Peki bu bağlamda "Hüküm yalnızca Allah'a aittir" ne anlama gelmektedir? Bu ayetteki hüküm, siyasî iktidar anlamında değil, dinî otorite anlamındadır. Yani Allah'tan başka hiç kimse "Bu dinin esası budur, şu helâldir, bu haramdır" deme yetkisine sahip değildir. Din koyma yetkisi yalnızca Allah'a aittir. İnsanlar vahyin yerine geçerek yeni bir inanç sistemi, yeni bir din, yeni bir kulluk biçimi uyduramaz. Yusuf Aleyhisselâm'ın zindanda söylediği söz tam olarak budur.