7/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 58. kitabı
9-10 kitap art arda İslam'ın ilk yılları, Kur'an Tarihi, Halifeler dönemi ve ilk devletler üzerine okumalar yaptım. Sanırım bir süre ara vereceğim. Özellikle Şii - Sünni ayrışması üzerine eksik olan bazı taşları yerine oturttum. Bazı tartışmalı olaylara ve kişilere daha derinlemesine bakma fırsatım oldu. Muaviye en çok merak ettiğim karakterlerin başında gelmiştir hep. Şii'ler onun hakkında çok fazla olumsuz şey yazmasına rağmen Sünniler de onun hakkında çok fazla şey yazmamıştır. İlginç bir durum. Kur'an da bile lanetlenmiş Ümeyyeoğulları'nın bir üyesi olarak Peygamber'in sahabilerinden birisi olması, sonra vahiy katipliği yapması, ordu yönetip, valiliğe yükselmesi ve en sonunda İslam halifeliğine gelip kendi devletini kurmaya giden bir süreçten bahsediyoruz. Muaviye'nin babasının Ebu Süfyan olduğunu düşünecek olursak zenginlik ve statü sahibi olma hırsının kimden geldiğini görebiliyoruz. Sonuçta Muaviye namazını kılıyor, Allah'a inanıyor ve görünüşte bir Müslüman olarak yaşıyordu. Ama İslam halifesi olacak bir dini alimliği yoktu. Eski cahiliye geleneklerine de yatkındı. Bu yüzdendir ki Emevi Devleti hiçbir zaman İslam'ın temsilcisi olarak görülmemiştir. Arap Devleti olarak addedilmiştir. Açıkçası ben bugüne kadar Muaviye ve Emeviler hakkında hep Şiiler'in yazdığı kaynaklardan beslendim. O yüzden düşüncelerim hep negatif olmuştur. Fakat son zamanlarda tarafsız olduğunu iddia eden bazı yazarların çalışmalarında şunu görme fırsatım oldu. Hz. Osman'ın öldürülme sürecinde Hz. Ali'nin failleri cezalandırmaması önemli bir etken. En nihayetinde Hz. Osman Peygamber'in damadı, arkadaşı, sahabisi ve İslam'ın üçüncü halifesi idi. Muaviye'nin de akrabası idi. İslamiyet hızla yayılıp Arabistan topraklarının dışına yayılınca haliyle Hz. Osman güvendiği ve kendi akrabası
Tarih
Emevî Devletinin KuruluşuR. Stephen Humphreys · VAKIFBANK KÜLTÜR YAYINLARI · 202225 okunma
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 21:20
Dünya bilim tarihinin en önemli isimlerinden olan merhum Fuat Sezgin hocamızın bu kitabını okuyunca "İslam Dünyasındaki Zenginlik" in ne kadar çok olduğuna bir kez daha şahit oldum. Fuat Sezgin'in hayatından yola çıkarak bilim ve araştırma dünyasının içerisinde İslâm Dünyasının etkilerinin ne kadar çok olduğunu bu kitapta bir kez daha fark ediyoruz. İslâm, aslında bilim ve araştırmaya çok değer veren bir din ve bunu Kur'an'ı Kerim'de çoğu ayette dile getirir. Zaten İslamiyet'in yayılışı ve İslam'ın en önemli temsilcilerinden olan Osmanlı Devleti'nin Kuruluş ve Yükselme dönemlerinde de bu durumu fark ettiğimiz müddetçe bilimde ne kadar ileri gittiğimizi görmemek için ancak kör olmak gerekir. Ne zamanki İslâm'dan uzaklaştık işte o zaman bilim ve araştırma dünyasından da uzaklaştık ve yetkiyi Batı Dünyasına verdik. Bilim ortak mirastır. Zamanında Batı'dan ilmi alıp geliştiren İslâm Dünyası, zamanla elindeki ilmi Batı Dünyasına verdi ve ne hikmetse kendisini artık hep Batı'dan eksik gördü. Oysa eksiklik İslam'da değil bizzat ilim ve bilimi kullanmayı öteleyen insanlarda idi.Bu eksiklikten kurtulmanın reçetesi ise bellidir: İslam'a sarılıp ilim ve bilime önem vermek. İslâm Dünyasının ilim ve bilime verdiği değeri öğrenmek isteyen herkese bu kitabı okumasını tavsiye ederim.
Bilim Tarihi SohbetleriSefer Turan · Pınar Yayınları · 20194,239 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·168 syf.·
2026 19. kitabı
Türklerin nasıl İslam'la tanıştığı ve Müslüman olduğuyla ilgili çok fazla görüşten öne çıkan iki temel görüş var. Birincisi Türklerin kılıç zoruyla yani dönemin Müslüman Araplarıyla olan savaşı kaybedip Müslüman olduğuna dair. İkincisi ise bu görüşe karşı çıkıp Türklerin medeni ve ticari ilişkiler yoluyla Müslüman olduğunu savunuyor. İşte bu kitap Türklerin İslam'la tanışma ve Müslümanlaşma sürecini tarihi veriler ışığında ele alıyor. Kitap, Türklerin İslam ile tanışma ve Müslümanlaşma süreci üzerine çok fazla araştırma ve eser olmadığı eleştirisiyle başlıyor. Bugüne kadar konuyla ilgili yazılmış olan önemli kitapların genel okuyucu için derlenerek ortaya çıkarıldığı belirtiliyor. Lise yıllarında Türk tarihini ayrı İslam tarihini ayrı bir ünite olarak gördüğümüz için haliyle bu ikisi arasında bağ kuramıyoruz. Tufan Hoca güzel bir yol izlemiş ve bu iki tarihi eş zamanlı işlemiş. Yani bir yandan Orta Asya/Türkistan bölgesinde Türk devletlerinin birbirleri ve Çin gibi komşularıyla olan siyasi ve askeri ilişkilerini ele alırken diğer yandan da Hz. Muhammed'in(sav) dünyaya gelişi, peygamber oluşu, dört halife dönemi, Emeviler ve Abbasiler dönemi gibi İslam dünyasındaki olayları işlemiş. Kitap her ne kadar Türklerin İslamlaşması üzerine yazılsa da tarihe iz bırakmış Türk devletlerinin daha önceki dini inançları üzerinde de durmuş. Mesela Bulgarların Hristiyan olması, Uygurların Maniheizm etkisi altında kalması gibi. Tabii ki Türklerin genel inanışı olan Gök Tanrı inanışına da yer vermiş. Kitabın en etkileyici kısımlarından biri Oğuzlar'ın dini inançlarını toplumsal ilişkilere çok fazla karıştırmaması ancak zora kaldıkları zaman "Bir Tanrı" diye dua etmeleriydi. Bununla birlikte Şamanizm'in Türklerin dini inançları arasında olmadığı da vurgulanmış. Gelelim Türklerin nasıl
Kur'an ve KılıçTufan Gündüz · Yeditepe Yayınevi · 2018250 okunma
Ve İsmet Özel'den sadece onun yazabileceği bir eser.
Puan vermedi·173 syf.··
2026 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Nisan 2026 02:59
Uzun zamandır İsmet Özel'e dair yapılan birçok olumsuz eleştiri, reddiye ve hatta alaya varan kesitler izlediğimde "Edebiyat madem özgürlük sağlaması gereken bir şeyse İsmet Özel neden bunca eleştiriye maruz kalıyor? Yoksa özgürlük adı altında maskeler mi takılmış durumda?" diye soruyordum kendi kendime. Cevabı çok belliydi iç dünyamda ama bu kitap bana bunun asıl cevabını verdi. İşte İsmet Özel ve gönlünü dünyaya kalbini batıya bağlayan herkesi rahatsız edeceği Üç Mesele kitabı... Özel, modernleşmenin beraberinde getirdiği üç meseleyi yani teknik, medeniyet ve yabancılaşma kavramlarını bir Müslüman olarak adeta ameliyat masasına yatırıyor. Ben kitaptaki sıralamadan ziyade aldığım noktalara göre hareket edeceğim, şayet kitabı yeni bitirdim ve düzenleme yapmadım. Belki benim de çok kez düştüğüm yanlış olan "Batı'nın tekniğini, medeniyetini alalım ama yozlaşmış kültürleri ve hatta ahlaksızlıkları onlarda kalsın." yanlışını Özel bize akılsızlık olarak yüzümüze vuruyor. Teknik kısmı için şunları söyleyebiliriz: Batının geliştirmiş olduğu ve talip olduğumuz teknolojinin teknikten gelmesiyle bu tekniğin aslında tarafsız olmadığının, bizleri kendi düşünce ve taleplerine göre yönlendireceğinin ve hatta bizi tamamen değiştirebileceğinin üzerinde durulmuştur. Özel, burada biz diye İslam dünyasını kastetmektedir. Bununla ilgili son satırlarımda görüşümü belirtiyor olacağım.. Gelelim beni en çok etkileyen kısma yani medeniyet kısmına: Beni çok etkiledi çünkü zaten bildiğim şeylerin bu bağlamda yüzüme vurulması bildiğimin gafili gibi hissetmeme sebep oldu. Özel, Batı'nın Asya ve Afrika'ya medeniyet götürme adı altındaki sömürge çabalarını üzerinde dururken aynı zamanda bu medeniyet algısını evrensel boyuta taşımasının tamamen yalan olduğunu ve Batı'nın
Üç Meseleİsmet Özel · Tiyo Yayınları · 20133,292 okunma
8/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Nisan 2026 23:45
Kitaba ilk baktığımda bir belagat ders kştabı niteliğinde kahvramlar, belagat tanımlarıyla ilgili bir tür sözlük çalışması gibi düşündüm. Fakat okumaya başlayınca o belagat kavramlarının nasıl incelikle işlendiğini gördüm. Hani bir söz var ya "İnsan elbisesiyle karşılanır, konuşmasıyla uğurlanır. " diye işte tam da konuşmamıza yön verecek bir eser. Tabi Sözlerin en güzeli Kur'an ve hatiplerin en güzeli Peygamber Efendimiz (s.a.s.)'den öğreniyoruz bu inceliği, üslubu da. Başarı yolunda atılması gereken adımlar, hitabet ve beden dile olarak üç bölümde İslam açısından bir Müslüman hangi adımlarla, nasıl konuşarak ve hareket ederek örnek olur, konuşmanım Adab-ı Muaşeret'ini öğretiyor bize. Konuşma ile ilgili özellikle iki paragraf kelimelerin hayatımızda, toplumumuzda nasıl yer ettiği konuşunda çok etkili ve düşüncürücü oldu: "Ey ehl-i iman? Hayatınız ehl-i küfre benzemediği gibi kelimeleriniz de onlara benzemesin. "tabiatın işi, doğanın eseri" demeyiniz, "ALLAH'ın sanatı" deyiniz. "İçgüdü" demeyiniz, "ilham" deyiniz. "Şeker Bayramı" demeyiniz, "Ramazan Bayramı" deyiniz "Tanrı" demeyiniz "ALLAH" deyiniz." "İnsan, kullandığı kelime ve cümleler dikkat etmek zorundadır. Mesela "Osmanlı Devleti" yerine "Osmanlı İmparatorluğu" demek, AlLLAH yolunda cihadı şiar edilmiş kahraman ecdadımızı farkına varmadan sömürgeci göstermektir. "İşimiz ALLAH'a kaldı" şeklinde konuşmak bilmeden ALLAH'a şirk koşmaktır. Zira bütün işler ALLAH'ın iradesiyle meydana geldiğinden, böyle bir ifade bir kısım işleri kulun tasarrufunda kabul etmektir."
İslam Perspektifinden Başarı Hitabet Beden DiliŞadi Eren · Çağlayan Kitap · 202491 okunma
İşbu kitap ve kitap incelemeleri hakkında
10/10
·242 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2026 23:05
Ufak bir girizgâh Bir süredir, okuduğum kurgusal kitaplar dışındaki kitaplar hakkinda inceleme yazmamaya karar vermiştim. Bunun sebebi -bazen üşenmemin dışında- kurgu-dışı denilen düşünce yoğunluklu kitapları değerlendirmek için gereken olgunluğa henüz sahip olmadığımı düşünmemdi. Açıkçası hala böyle düşünüyorum, ancak incelemelerimin -düşünce ve eserleri metalaştırmadığı sürece- mükemmel olmak zorunda olmadıklarını, dağınık fikirlerin derli toplu bir yapıya büründürüldüğü bu metinlerin iyi bir öğrenme yöntemi olmasının yanında fikirlerin olgunlaşması için bir ortam, ve geriye dönüp bakılabilecek bir anıt taşı sağladığını düşünüyorum. Bu sebeplerden dolayı, inceleme yazma eylemi risklerinden arındırılıp faydalarıyla beni cezbetmiş oldu. Tabii ki, bu gibi eserlerin incelemelerinde kurgusal olanlara göre daha temkinli yaklaşacağım. Bu, hem sahip oldukları didaktik anlatım tarzından, hem de saygı duyduğum içeriklerinden dolayıdır. (romanların içeriklerine saygı duymadığım anlamına gelmiyor, tabii ki.) Eser Eseri incelemeye başlamadan önce, çevirmen ve yayınevine değinmekte fayda görüyorum. Külliyat yayınlarının kuruluş amacı ve sahip oldukları "manifesto", kültür tarihine ilişkin bu ve benzer kitapların özünü oluşturan probleme ve çözüm arayışına parmak basıyor. Medeniyet problemi. Handiyse her çağda tartışılıp budaklanmış olan bu sorunu ele almaya cüret etmeyeceğim, ancak önsöz ve "manifesto"da da bahsedildiği gibi "Dünyanın, bütün kültürlere varoluş ve hayat hakkı tanıyabilecek, yeni bir medeniyet tasavvur"una ihtiyaç duyduğu yadsınamaz bir gerçek, kanaatimce. Nihayet esere geçersek, 1928 yılında, İngilizce'deki en güvenilir Kur'an meallerinden birinin yazarı tarafından kaleme alınıyor kitap. Pickthall, 1. Dünya Savaşı'nın çalkantılı siyasi atmosferine, bunun
İslam Medeniyetinin DinamikleriMuhammed Marmaduke Pickthall · Külliyat Yayınları · 202126 okunma