Afganistan gibi bir coğrafyada kadın olmanın neredeyse insan olmaktan bile aşağı kaldığı bir 24 yıllık zamanda gelişiyor öykümüz. ilk olarak meryemin kimsesizliğiyle yürek burkmaya başlayan öykümüz leylanın ailesini kaybetmesi kitaptaki raşitin artan zulmüyle ve kurtuluş(?)la sonlanıyor her cümlesinde iliklerinize kadar etkileniyorsunuz ruhsuzlaşıyorsunuz kabulleniyorsunuz leylanın ailesiyle geçirdiği mutlu zamanlarda,leylayla meryemin dünden kalmış bayat bir helvayı 3 bardak çayla gece sohbetiyle eritişleri azizenin meryem halasıyla sure ögrenirken yaşadıkları ruhunuzu ısındırirken leylanın zalmayı doğurmaya gittiği hastanede iliklerinize kadar acı raşitin meryem ve leylaya uyguladığı amansız şiddet ve iğnelemelerinde ise bir o kadar öfkeyle hınçla doluyorsunuz meryemin leyla ve çocukları için kendini feda etmesi sırf leylanın başının ağrımaması için teslim oluşu idam sahnesiyle şöyle bir yutkunuyorsunuz peki babi nin leylayı tarıkı buda heykellerine götürdüğü gün bir ağaç altında buruk olan sevinci ne denebilir ki insanı içten içe yaralıyor.basit ve dupduru anlatımıyla duygulandıran bir kitap oldu beni tek eleştirebileceğim noktasıysa şu ya kardeşim elinde bu kadar güzel konu var az daha şaşalı anlat az daha olayları detaylandır yazarın anlatım tekniği de iyi fena değil bu tabii ki benim şahsi görüşüm kimisi de yazarın bu kadar duru ve basit anlatımının çarpıcılıgını arttırdigını savunabilir yağ gibi akan bir eser iyi okumalar.özellikle şeriat meraklıları için birebir kitap,atatürke sonsuz minnet ve saygıyla