İki yüzlülük ve farkındalık
Puan vermedi·517 syf.··
2026 16. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 13:01
İlk görüşte aşka inanır mısınız ? Peki Martin Eden gerçekten Ruth'a aşık mıydı yoksa yüksek burjuvanın getirdiği zerafete ve güzelliğe mi aşıktı ? Martin Eden arada kalmışlığın hikayesini anlatmış bence bizlere . Hiçbir yere ait hissetmiyordu kendini .Denizcilik yapan kaba saba bir adamdı . Aşkı için okudu yeni bilgiler öğrendi ,kitaplar okudu . Sevdiği kişinin sınıfına layık olmak için çabaladı, Sonra kendini yazarken buldu . Yazmak için aç kaldı , uykusuz kaldı ,giyecek kıyafet bulamadı , parasız kaldı , para bulmak için zorlu işlerde çalıştı . Yazarlığına inandıracak kimseyi bulamadı etrafında . Herkes kalıcı bir iş bul diye çözüm üretiyordu . Ama Martin Eden vazgeçmedi yazmaya devam etti , çabaladı . O kadar çok okudu ki artık o yüksek gördüğü burjuva sınıfının fikirlerini küçümsemeye basladı. Eski yaşamına da dönemiyordu artık . Ruth , aşkından vazgeçtiği dönemde Martin Eden yazarlığında ustalaşmış , zamanında red cevabı yediği dergiler, gazeteler şimdi kendilerinde yazsın diye telgraf yollar oldular . Ama Martin Eden bu iki yüzlülüğü görmüştü . Sürekli şimdi beni yemeğe davet edeceklerine aç kaldığımda davet etselerdi diye söylendi . Eski Martin Edendi , yazdıkları eski yazılarıydı . Ama ünü ve parası vardı şimdi .Ruth bile geri dönmüştü . Ama Martin Edenin içinde bir şeyler yok olmuştu . Artık her şey onun için çok geçti ve intihar ederek bir kurtuluş buldu kendince ... Martin Eden Jack London
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
"Verimli Hilal" ve "Sosyal Darwinizm"
Puan vermedi·560 syf.··
2026 26. kitabı
Roger Garaudy'nin bu kitabını "Verimli Hilal" ve "Sosyal Darwinizm" kuramları üzerinde inşaa ediyor. Kronolojik olarak düşünüldüğünde ilk yaptığı şey "Verimli Hilal" kavramını ortaya atmaktır. Bu kavram sayesinde murad ettiği şey Batılı tarih anlatısını ortadan kaldırarak Filistin'i Mezopotamya'ya ya da Kenan diyarına bağlamaktır. Basitçe ifade etmeye çalışacak olursak; bu anlatı ile bu topraklara sonradan gelen işgalcilerin hak iddiaları yok sayılmalıdır, Graudy'e göre. Lakin kabul etmek gerekir ki; Fransız Graudy istilacı tanımını daha sonrasında her bir unsur için nasıl yapacaktır ya da bu ne kadar kabul edilecektir diğerleri tarafından bunlar hep tartışma konularıdır. "Verimli Hilal" den günümüzdeki Filistin'e geçiş sürecini Graudy oldukça detaylı bir şekilde işlemeye çalışmıştır. Ama, itiraf etmek gerekir ki, bir yerden sonra bu okunması çok zor bir metin haline gelmiştir elimizdeki kitap. Sürekli bir şeyler alıntılanmıştır ve bunlar arasındaki geçişi yapmak konusunda Graudy'de çok titiz davranmamıştır. Böyle olunca da akademik anlamda bu konuyu çalışmayan biri için işbu eser okunması zor bir hale geliyor. Nihayetinde ben de kalan tarihi gerçekliği bir daha hatırlamak oldu. Yerli halkların varlığı, sonrasında Yahudi ve Hrıstiyanların sırasıyla bu toprakları ele geçirisi, Selçuklular ve Osmanlılar ile bu toprakların Müslümanlaşmasıdır. Osmanlı'nın yıkılması ile olanlar yakın tarihe işaret ediyor ve yaşananlar pek çok kimsenin malumudur (Ilan Pappe'nin- Modern Filistin Tarihi daha iyi bir kaynak gibi gelir bana; bu bilgiler açısından. #304599009 ) Yakın tarihte olanları Graudy, "Sosyal Darwinizm"i temel alarak tartışıyor. Aslında Siyonist rejimin bir mefkuresi olmadığı sadece rekabet şartlarından dolayı gelişim gösterdiği ve siyasi
İlahi Mesajlar Toprağı FilistinRoger Garaudy · Timaş Yayınları · 2018167 okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2026 56. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 18:58
Kurtuluş Savaşı yıllarını anlatan bir eser Yeryüzü Sürgünleri. Kitap ilk başta bir aşk hikayesi ile başlıyor. Bir aşk uğruna hayatını mahveden bir kişinin hikayesi ile başlıyor. Baş kahramanımız Hasan savaşmak istemeyen, bir taraf olmak istemeyen, barış içinde yaşamak isteyen bir kişi. Birinci Dünya Savaşı yıllarında savaşmayı kabul etmeyip kaçıyor. Bir çeteyle dağa çıkıyor. Ama bu yaptığının yanlış olduğunu fark edip askere gidiyor. Cepheden geri dönerken başına bazı olaylar geliyor. Bu sırada bir rum olan teo Hasan’ı buluyor ve onu kendi evine getiriyor. Theo savaş sırasında ölen oğlu Niko‘nun yerine koyuyor Hasan’ı. Hasan’a iş buluyor, ona yardım ediyor, onu oğlu gibi seviyor hatta onu evlendiriyor. Hasan, eşi Gülizar’a gün geçtikçe daha da çok aşık oluyor. Ama tam bu dönemde Rumlar İzmir’i işgal ediyor. Bu işgallerin geçici olduğunu düşündükleri için bulundukları bölgeden ayrılmıyorlar. Ancak köyleri de Rumlar tarafından ele geçirilence Hasan, Kuvayi milliye’ye katılıyor. Bu dönemde bölgede bulunan Rumların komşuları olan Türklere neler yaptığını, düşüncelerini, hayallerini okuyoruz. Kitapta farklı düşünen Rumların da olduğu. Türklerle yaşamaktan mutlu olan grupların da varlığını görüyoruz ama bunlar diğer gruba göre sayıca çok az kalıyor. Ama hikayede bulunan insanların her birinin hayatı acılarla dolu bunu çok net görüyoruz. Üzücü bir hikayeydi.
Yeryüzü SürgünleriŞule Akşun · Destek Yayınları · 202624 okunma
Puan vermedi·704 syf.·
2026 28. kitabı
İnsan bazen kendi içine bakmaya korkar ya, hani o kimseye söyleyemediği, kendine bile itiraf ederken duraksadığı anlar vardır. Bir insanın, sırf sınırlarını görmek, "ben herkesten farklıyım, yukardayım" diyebilmek için ne kadar ileri gidebileceğini düşünün. Tam o sınır çizgisinde, insan kalabilmekle her şeyi yakıp yıkmak arasındaki o incecik bağ koptuğunda, geriye sadece o yalın acı kalıyor. ​Dünya zaten haksızlıklarla doluyken, bir de insanın iç dünyasında kurduğu o adalet terazisi var. Kafada büyütülen bir düşüncenin peşinden gidip, işe yaramaz ve zararlı birini ortadan kaldırmanın iyi bir şey olacağına kendini inandırmak... Bu düşünce başta ne kadar güçlü, ne kadar mantıklı görünürse görünsün, o ilk geri dönüşü olmayan adım atıldığı an her şey darmadağın oluyor. Asıl mesele o planı gerçekleştirmek, o cesareti göstermek değilmiş meğer. Asıl mesele, her şey bittikten sonra o sessiz, dar odada kendi kalp atışlarını dinleyerek sabahı edebilmekmiş. İnsan, zihninde büyüttüğü o fikrin altında öyle bir eziliyor ki, kendi eliyle ördüğü duvarların arasında her gün yeniden canından can gidiyor. Sokaklarda yürürken, üstünde kimsenin bilmediği o ağır sırrın yükü, her an birisi arkasından seslenecekmiş gibi gelen o korku, dışarıdaki hayattan çok daha gerçek, çok daha can yakıcı bir hal alıyor. ​Bu süreçte insanı bitiren şey polis korkusu ya da hapse girme düşüncesi de değil. İnsan kendi içinde öyle bir duvara tosluyor ki, oradan kaçış yok. Çevrendeki insanların normal konuşmaları, havadan sudan sohbetleri, sana öylece bakıp geçmeleri bile bir süre sonra o gizli günahı yüzüne vuran bir tokat gibi gelmeye başlıyor. Kendini herkesten üstün gören o kibirli kafa, yavaş yavaş yalnızlığın, tek başınalığın en dibine çekiliyor. İnsanlardan kaçmak, sevdiklerinden uzaklaşmak, aslında o uzak
1000Kitap
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,1bin okunma
Puan vermedi·120 syf.··
2026 24. kitabı
Körler Kıssası – Gert Hofmann : Ressam Bruegel'in dünyaca ünlü "Körler Kıssası" tablosunun yazıya dökülmüş hali ama ben pek beğenmedim. Belki biraz sert bir başlangıç oldu ama kitap bende tam olarak böyle bir izlenim bıraktı. Kitabın çıkış noktası oldukça ilginç. Bruegel'in o meşhur tablosunda altı kör adam, birbirlerinin omzuna tutunmuş halde ilerlerken öndekinin çukura düşmesiyle bir felakete sürüklenir. Hofmann da bu tek bir anı alıp sayfalar boyunca genişletiyor. Tabloda donmuş duran birkaç saniyelik zamanı açıyor, büyütüyor ve karakterlerin zihinlerinin içine giriyor. Hikâye boyunca altı kör adamın yürüyüşüne eşlik ediyoruz. Nereye gittiklerini tam olarak bilmiyorlar. Etraflarında ne olduğunu göremiyorlar. Öndekine güveniyorlar. Çünkü başka seçenekleri yok. Ama biz okurlar biliyoruz ki yolun sonunda onları bekleyen şey bir kurtuluş değil, kaçınılmaz bir düşüş. Kitap aslında körlükten çok insanın başkasına bağımlılığı üzerine. Birilerini takip etmek, sorgulamamak, kendi yolunu çizememek, korkularımızla hareket etmek... Körlük burada yalnızca fiziksel bir durum değil. Hepimizin zaman zaman içine düştüğü bir hâl. Okurken en çok dikkatimi çeken şey anlatım tarzı oldu. Hofmann aynı düşünceleri, aynı korkuları ve aynı cümleleri farklı şekillerde tekrar tekrar önümüze getiriyor. Bunun bilinçli bir tercih olduğunu hissediyorsunuz. Sanki karakterlerin zihninde dönüp duran düşünceler gibi. Fakat benim için bu tekrarlar bir süre sonra yorucu olmaya başladı. Kitabın kısa olmasına rağmen yer yer uzuyormuş hissi vermesinin nedeni de buydu. Buna rağmen kitapta etkileyici bulduğum taraflar da vardı. Özellikle yaklaşan felaket hissi çok güçlü verilmiş. Daha ilk sayfalardan itibaren olacakları biliyorsunuz ama yine de o düşüş anına kadar bir gerilim eşliğinde yürümeye devam
Körler KıssasıGert Hofmann · Jaguar Kitap · 2022339 okunma
10/10
·226 syf.··
2026 16. kitabı
Bu oyun bir şeyin gelmesini beklemekten çok hiçbir şeyin gelmeyeceğini bilmenin insanın içine çöken kesinliğiyle kurulur. Bekleyiş burada bir eylemden öte zamanın kendi üzerine kapanmasıdır. Her tekrar, her cümle, her küçük hareket, bu kapanışın içinde yankılanan zayıf birer izdir. S.Beckett’in dünyasında anlam üretilmez, yalnızca ertelenir. “Godot’yu Beklerken” insanın kendi varoluşuyla baş başa kaldığı boşlukta, hiçbir vaadin tutunamadığı bir zeminde geçer. Zamanın akışı, ilerleme hissi sunmaz yalnızca aynı sahnenin biraz daha yıpranmış hali olarak geri döner. Umut, burada bir kurtuluş barındırmaz bilakis alışkanlığa dönüşmüş bir bekleme refleksidir geriye hareket etmeye devam eden ama hiçbir yere varamayan bir varlık kalır.
Godot'yu BeklerkenSamuel Beckett · Altın Kitaplar · 196910,1bin okunma
Reklam
Reklam