Birinci Dünya Savaşı. 1900’de Batı ya da daha doğrusu Kuzeybatı bütün kozlara sahipmiş, tarihin sonunun formülünü bulmuş gibiydi. Birbiri ardına teknolojik harikalar gerçekleştiriliyor, Birinci Dünya Savaşı generallerinin mensup olduğu 1850'ler kuşağı atlarla ve at arabalarıyla başlayıp 1900 civarında telefonlar, uçaklar ve otomobillerle biten tarihin en büyük “kuvantum sıçraması”nı yaşıyordu
* Hukukun Akli Biçimde Kendini Kurması – Erhard Oeser, çev. Ömer Behiç Albayrak
- Hukuk toplumsal aklın kendini kurmasıyla oluşur. Şayet yasa koyucular pozitif hukuku ihlal ederlerse toplum doğal direniş hakkını kullanarak yasa koyucuları haklarından menedebilirler.
* Theodor W. Adorno: Sürgünden Barışmaya – Ernest Wolf-Gazo, çev. Tayfun Salcı
Eleştirel/kritik tutumundan ve bu tutumunu birçok farklı alana yaydığından dolayı Adorno’nun hangi kalıba uydurulacağı başlı başına bir sorundur: o kimilerine göre filozoftur, kimilerine göre sosyologdur, kimilerine göreyse müzik ve sanat eleştirmenidir. Esasında hepsidir. Yaşamına uzun süre Prusya’da devam eden ve Nazi tehlikesinin uzun süre farkına varmayan (esasında hemen hemen tüm entelektüeller tehlikenin uzun süre farkına varmadılar) Adorno, Nazi döneminde sürgün edildi. Sürgünlerinse özellikle yerleştiği/apar topar kaçtığı iki devlet vardı: Türkiye ve ABD. Adorno ABD’ye yerleşen sürgünler arasındaydı ancak ABD’deki yaşantıya bir türlü ayak uyduramadı ve nihayet savaş sonrasında memleketine, Prusya’ya döndü. Yazara göre Adorno her ne kadar sürgün edilse de nihayetinde memleketiyle barıştı ve memleketine döndükten sonra Aristoteles-Hegel sentezi Negatif Diyalektik’i kurdu. Adorno düşüncelerini belli bir sistem ekseninde geliştirmediği ve genel kabulün dışında (deneme tarzında) yazdığı için özellikle Popper tarafından “dipnot yok, ancak dil oyunları var” denilerek eleştirildi. Benzer eleştirilere maruz kalan sistem-dışı, sistem-fobik, anti-sistemci filozoflardan bazıları: Nietzsche, Schopenhauer, Blumenberg…
* İnsan hüquq ve azadlığı sosial-hüquqi kategoriya kimi – Eyyup Kerimov
Azerbaycan Türkçesiyle kaleme alınan makaleyi dördüncü sayıya kabul ettikleri için Kutadgubilig’e teşekkürler. Hem içindekiler, hem okuması, hem
Türk Bilim İnsanı ve Akademisyen Oktay Sinanoğlu
25 şubat 1935 tarihinde Bari, İtalya'da dünyaya geldi. Annesi Rüveyda Sinanoğlu, gazeteci ve yazardı. Babası Nüzhet Haşim Sinanoğlu'nun askeri görevi nedeniyle İtalya'da yaşayan Sinanoğlu, 1939 yılında İkinci Dünya Savaş'ının başlamasından mütevakkıf, ailesi ile birlikte İtalya'dan ayrılıp Türkiye'ye döndü. 1953 yılında Ankara Yenişehir Lisesine burslu öğrenci olarak girdi ve okulu birincilikle bitirdi. O zaman lisenin eğitim dili tamamen Türkçeydi, takviyeli yabancı dil dersleri vardı, bitirdikten hemen sonra kolej oldu. Akabinde TED tarafından burslu olarak Amerika'ya üniversite okumak üzere gönderildi.
ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Kaliforniya Üniversitesi Berkeley Kimya Mühendisliği'ni tercih eden Sinanoğlu, 1956 yılında üniversitesini de birincilikle tamamladı. Üniversite eğitimini tamamlamasının ardından girdiği Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (M. I. T.) 'nü 1957 yılında, sadece sekiz aylık bir zaman diliminde bitirerek yüksek kimya mühendisi oldu. "Alferd Sloan Ödülü'nü aldı.
1959'da Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley'de; Kuramsal/Fiziksel Kimya Doktorasını yaptı, doktorasını yaparken iki ödül kazandı. 1959-1960 yıllarında Amerika Birleşik Devletleri Atom Enerjisi Merkezinde araştırmalar yaptı. 1960 yılında Yale Üniversitesinde Öğretim üyesi olduğu bilinen Sinanoğlu, 1961'de hem Harvard, hem de Yale'de kendisinin yeni Nicem ( "Kuvantum" ) Kimyası ve Fiziği üzerine kuramları hakkında üst düzey derslerde yeni buluşlarını anlattı. 1960-1961 yıllarında atom ve moleküllerin çok elektronlu kuramı ile doçent oldu.
(yazının devamına ulaşabilirsiniz. Kaynak: Şuur Dergisi sayı: 4 Ceyda Adıyaman)
Bye Bye Türkçe kitabı, Usta'nın Türkçe için verdiği ulusal ve kültürel mücadeleyi satırlarında işlediği ve bu konu
Bye Bye TürkçeOktay Sinanoğlu · Bilim & Gönül Yayınevi · 20195,7bin okunma
Einstein ile ilgili kısa, sıkıcı olmayan ve anlaşılmayan bilimsel terimlerle kafa karıştırmayan bir kitap. Bilimsel çalışmaları noktasında değil hayatının genel akışı ile ilgili detaylar bulunabilir. Genel görecelilik kuramı ile ilgili, kuvantum mekaniği ile ilgili bir fikrinizin olması için okunması gereken kitap bu değil. Bir sözelci olarak bilim ile ilgili merakı diri tutmak adına okunabilir.
Kitapta kendisi hayattayken anlaşılabilen sayılı bilim adamlarından olan Einstein'a döneminde yüklenen misyonun ağırlığı da vurgulanıyor. Bir bilim adamı olarak hayata devam etmek isteyen münzevi ihtiyarın politik bir duruş sergilemek için dürtüklenmesi üzücü. Ne kadar uğraşılsa da artık popüler olmuş bir insanın apolitik şekilde kendi meşguliyetine devam etmesinin mümkün olamayacağını görmüş oldum.
Baskısı yok, YKY'den okudum. Kitap renkli fotoğraflar, grafikler, şemalar ile görsel olarak da kalıcı bir iz bırakıyor.
Son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında, en büyük hayal kırıklığını yaşadığım kitap oldu bu. Neresinden başlayacağımı bilemiyorum.
En hafif kusurdan başlayayım, baskı kalitesi çok kötü. Hangi yazı stilini kullandılar bilmiyorum ama asla göze hoş gelmeyen bir yazı stilini tercih etmişler.
İkinci olarak, feci derecede yazım yanlışları var kitapta. Öyle ki, aynı cümleleri defalarca okudum. Okumayı zorlaştırmakla kalsa yine iyi, bazı tarihler de yanlış yazılmış. Çalakalem yazılmış sanki. Rastgele seçtiğim bir cümleyi aktarmak istiyorum:
"Günümüzdeki saatlerin ölçebildiği zaman aralığının düşünülebilir sınırların ötesine geçmesi sayesinde Kuvantum fiziğinde birtakım bilimsel çalışmaların yapılabilmesine ve bilgisayarlar da dahil olmak üzere birtakım teknolojik araçların inşasına ve kullanılabilmesine imkan vermiştr."
Yukarıdakine benzer ve vahim yanlışlarla dolu cümle sayısı çok fazla. Bu arada vermiştir kelimesini ben yanlış yazmadım. Kitapta aynen bu şekilde yazıyor. Olduğu gibi aktardım.
Diğer bir nokta, yazar sürekli olarak "daha önce de değindiğimiz gibi" ifadesini kullanıyor. İçerik olarak kendini çok fazla tekrar ettiğinin bir kanıtı bu. Gereksiz yere uzatılmış sanki kitap. Oysa ki bilim tarihi deniz derya bir alan. Kendini tekrar etmeden de çok fazla bilgi aktarılabilir.
Bilgi açısından da yetersiz buldum. Lise yıllarında en sevdiğim derslerden biri bilim tarihi idi ve bir süredir bu alanda bir kitap okumak istiyordum. Demek ki aradığım kitap bu değilmiş. Neyse ki başka yazarlara ait iki tane daha bilim tarihi kitabım var. Ama onları hemen okumayı düşünmüyorum. Şu şoku atlatayım önce.:)
Bilim tarihine ilgi duyanlar bu kitabı almasın bence. Kesinlikle pişman olursunuz.
Kuvantum kuramına göre,bir nesnenin konumu ve hızı sonsuz bir kesinlikle saptanamayacağı gibi,gelecekteki olaylar üzerine de kesin kestirimlerde bulunulamaz.Yani harmoni ve kaos anlamsızlık kazanır.