…Ve nihayet, bunca zaman sonra nihayet yaşadığının, yaşamla dolup taştğının bilincine vardı. Ve ölüm, bu anlık yaşam bilincine ulaşmanın karşılığında ödenecek küçük bir bedeldi.
Herkesi davet etti; tanıdığı tanımadığı, saygın veya avam; yeter ki insan olsundu, ölmeden önce oynamayı planladığı mutluluk ve huzur komedyasına tanıklık edecek izleyicileri olsundu.
Başkalarınca beğenildiğinde güzelleşir; akıllı insanların yanında kıvrak zekasını gösterir, güzel iltifatlar karşısında mağrurlanır, sevildiğindeyse âşık olurdu. Kendisinden ne kadar çok beklenirse o denli çok verirdi. Oysa kimsenin onu görmediği, onunla sohbet etmediği, onu işitmeyip arzu etmediği bu yalnızlıkta çirkinleşmiş, cahil, çaresiz ve mutsuz birine dönüşmüştü. Ancak hayatın tam ortasındayken yaşadığını hissediyor, yalnızlıkta ise bir gölge gibi kendi içine çekiliyordu.