Aklına gelen her şeyi denedi, kitaplar getirtti ama düş gücü en geniş olanlar bile gözüne matbu kâğıttan ibaret göründü. Bir huzursuzluk yerleşmişti üzerine, yıllarca aralarında yaşadığı insanların eksikliğini duyuyordu.
Gün burada ne kadar uzun sürüyordu. Saatler, tıpkı insanların kendisi gibi sakin adımlarla ilerliyordu ve onları hızlandırmanın yolunu bilmiyordu. Tek başına ne yapacağı hakkında da fikri yoktu; içi tam bir suskuya boğulmuş, yüreğinin zengin tınısı anahtarı kaybedilmiş bir müzik kutusu gibi ölüm sessizliğine bürünmüştü.
Hiçbir şeyin cazibesi onu yataktan kaldırmaya yetmiyordu. Eskiden katıldığı masum eğlenceler artık cazip gelmiyordu; şımartılmış merakıysa kolayca yitip giden türdendi. Odası içinde hava kalmamışçasına boştu; kimsenin kendisini arzulamadığı bu yalnızlık içerisinde zaten kendini de boş hissediyordu - boş, faydasız, tükenmiş ve koflaşmış.