Seyahat, taassubu ve sabit fikirliliği ortadan kaldırır. Müslümanca seyahat eden ve yeryüzünden ibretler alarak yolculuğunu sürdüren bir insan, zihnindeki dar kalıplardan kurtulur.
Sadece okuyan ve hareket etmeyen biri, hayata yalnızca teorik çerçeveden bakar. Sadece seyahat eden ve hiç okumayan biri ise sağlıklı düşünmesi için mutlaka gerekli olan teorik zeminden mahrum kalır. O halde, okumak ve seyahat etmek birbirini tamamlayan eylemlerdir. Biri olmadan diğeri anlamsızdır, faydasızdır.
Tanımadan tanımlamaya girişmek, her konuda olduğu gibi İslam dünyasını yakından ve derinden kavramanın önündeki en büyük engeli oluşturuyor. Vakıaya uygunluğuna bakmaksızın ezberlerle ve olumlu olumsuz ön yargılarla coğrafyaya ve insanına yaklaşmak, modern çağın bize kurduğu ciddi bir tuzak. Bundan kaçınabildiğimiz oranda, içinde bulunduğumuz ve ait olduğumuz İslam coğrafyasını tanıyacağız ve bileceğiz. Eğer ezberlerimizden ve ayak bağlarımızdan kurtulmazsak sıradanlıktan ve sığlıktan da kurtulmamız mümkün olmayacak.
Kul Rabb'ine doğru adım attıkça Allah da onu kendisine yakınlaştırır. Allah bir kulunu sevdiği zaman, meleklere de sevdirir, insanlara da. Allah'a özenle, dikkatle ve sevgiyle kulluk edenler için insanların kalplerinde de bir muhabbet ve yakınlık meydana gelir.
İbadetlerin bize zor gelmesi ve yük gibi değerlendirilmesi, çoğu defa emredilişindeki hikmeti bilmemekten kaynaklanır. Gerçekten de sebebini ve arka planını bilmediği bir şeyi yapmak, insana saçma gelir. Namazın "mecburiyet" olarak algılanması da böyledir mesela. Ama insan namazı bir mecburiyetten çok, kalbinin ve bedeninin huzuru için Allah tarafından verilmiş bir "şefkat hediyesi" olarak görebilse artık onun için her şey bambaşka bir anlam kazanacaktır.