Gelinin yüzünde ürkütücü bir acı vardı. Haykırdı:
" Sizi korkaklar! Yaklaşın, ölümün hayaletinden korkmayın. (...) Siz benim dediklerimi anlayamazsınız. Çünkü karanlıklar, yıldızların ezgilerini anlayamaz. Fakat bir gün, gerdek gecesi sevgilisini öldüren kadını çocuklarınıza anlatacaksınız. Beni hatırlayacaksınız ve günahkâr dudaklarınızla beni lanetleyeceksiniz; fakat torunlarınız, onlar, helal olsun diyecekler. (...)"
Bütün bunları söyleyen gelin, susuzluktan bitap düştü. (...) Testiyi yukarı kaldırdı. Elleri ansızın göğsüne indi. Hançer göğsüne saplandı. Tıpkı tırpanın biçtiği bir zambak gibi sevgilisinin yanına yığılıverdi.
(...) Sonra kuşağından sivri bir hançer çıkarıp yıldırım hızıyla delikanlının göğsüne sapladı. Delikanlı sendeledi, kasırganın kırıp geçirdiği bir fidan gibi yere yığıldı. (...)
"Şimdi yaklaş bana sevgilim. Sokul bana Leyla'm. Ölüm hayattan güçlüdür, aşk ise ölümden güçlü. (...) Kadehlerin sesini dinle sevgilim. Beni o kahkahaların işkencesinden, o kadehlerin eziyetinden kurtardın. Bırak zincirlerini kıran o elleri öpeyim. Dudaklarımı öp; yalan söyleyip kalbimin sırrını gizleyen günahkâr dudaklarımı..."