10/10. Ferhan Şensoy'un yıllar sonra Don Quixote okuduktan sonra inceliklerini fark edip onu tekrar oynamak istediğini bahsettiği bir röportajı vardı.
Küçücük bir öykü kitabı gibi Hayatım: Bir Taşralının Hikâyesi. O kadar akıcı, o kadar ne demek istediğini geçiren sade bir anlatısı var ki hayran kalmamam mümkün değildi, az önce bahsettiğim röportaj yıllanmış şarap gibi içerikler içindir, tekrar okunduğunda ayrı bir dünyaya dalar, zamanla sizde de gelişen değişimle yeniden anlamlarsınız hikâyeyi. Bu benim için o kategoride daha ilk okuyuşumdan.
İçinde taşralı olmak isteyen aslı soylu birinin keskin tavrını taşırken bir yandan da çelişkilerini, değişimlerini taşıyor bir şehrin yaşantısının, hatta birkaç köyün şehrin, geleneksellikten uzaklaştıkça bir bakıma özgürleşen yanlarının sirayet ettiğini görüyoruz insanlara, yaşantılarına.
Biri karşı duruyor ve ona hayatını mahvettin, yanında kardeşininki ile birlikte bile deseler, onlar da aslında bu hikayenin ve anlatısının parçası haline geliyorlar, eğer biri hayatınızı mahvettiğinizi düşünüyorsa bunu yüzünüze sürekli vuracak kadar önemli görmez, basit olduğunuz için artık sözü edilmeyecek bir zamanların soylusu olarak dost meclislerinde var yok sözünüz geçebilir yalnızca, bu da size en değer verenlerce (hâlâ kaldıysa) olur tabi, ilk dedikodular yıllar sürüyor ve hâlâ dile geliyorsa değişen sokaklarıyla, taşlarıyla, arsalarıyla ve boyalarıyla bu demektir ki siz artık oraya en çok değen, en çok yaşayan, etki bırakansınız. Bunu bu kadar yalın ifade edebildiği için kitabı çok sevdim, Zweig hikâyeleri gibi Çehov tüketeceğim.
Okuyucusuna her zaman sunacağı güçlü bir dilemması da var karakterlerinde, gelişimlerinde. Burnunun dikine gidenlerin sadece tek bir güruhu temsil ettiğini düşünmeyecek ; salıvermiş, yolunu kaybetmiş