Tanımadığım bir şeyler çalıyor. Hoşuma gidiyor. Çünkü artık sırf tanıdık geldiği için izleyemediğim filmler, bakamadığım fotoğraflar, dinleyemediğim şarkılar var. Eskiden yoktu. Temas ettikçe hepsi anlamlarının ötesinde başka anlamlara bürünüyorlar.
Kendime vereceğim bir iyi, bir de kötü haberim var. Kötü haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar iyi olmayacak. İyi haber: Hayatımda hiçbir şey hayal ettiğim kadar kötü de olmayacak. Ne harikayım ne berbat. Kibrit kutularının sırtındaki kelimeyim ben: Vasat.
Melda arkasına yaslandı; fallara inanan bir başka Melda’nın içinden, elindeki fincanın dibine baktı. Orada, birbirine karışan yollar, üst üste yığılmış insanlar, köklerinden kurtulmuş ağaçlar gördü. Bir tek kendisi yoktu. Kendisi dediği varlığın kaç yıldır ortalarda olmadığını düşündü, bir cevap bulamadı. Kimbilir nerede, hangi umudun peşinde kaybolmuştu.