CC

CC
@lastDance_
Tekniker
Önlisans
8 Şubat
94 okur puanı
Aralık 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
...Sonuçta Neon askeri bir organizasyon değildi ve araştırmacılar kuralların dışına çıkmadıkları müddetçe özgürlüklerini sonuna kadar yaşamalıydılar. "Özgür olmayan bir beyin ile sadece bildiklerinizi tekrar edersiniz. Keşfetmek istiyorsanız, uçmanız şart. Bırakın istedikleri gibi uçsunlar" demişti Alhazen.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İşte bu müthiş gelişmenin ardından Neon'da yapılması gereken tüm gizli yazışma ve bilgi transferleri artık bakteriler aracılığıyla yapılmaya başlanmıştı. En gizli bilgiler bazen çanta içinde bazen de vücudun herhangi bir kısmında hiçbir güvenlik önlemine takılmadan bakteriler aracılığıyla taşınmıştı.
...iki katlı eski bir binanın bodrum katında bir şirketi vardı. Corona V adlı bu şirket, ülkenin en büyük şirketlerinin güvenlik altyapısını sağlayan önemli bir firmaydı. Aslında Coccyx ve arkadaşlarının kurdukları düzen çok basitti. Yıllardır insanlığın uyguladığı en basit politika. "Önce kaosu yarat, sonra da o kaosu çöz. Kaosun kaynağını göremeyen insanlar da seni kurtarıcı sansın."
"En zor kısmı, ışığa hassas proteinleri nöronların hücre zarına yerleştirmek" demişti Alhazen. "İşte burada bir mucize oldu ve insanın en büyük dertlerinden biri olan virüsler imdadımıza yetişti. Bazı bilim insanları hâlâ onların canlı olup olmadığını tartışsa da virüsler muazzam canlılardı. Bir virüs bir hücrenin içine girip, o hücrenin DNA'sı aracılığıyla kendi genetik materyalini kopyalar ve kendisinden bir sürü üretebilirdi. Söz konusu genetik materyal ve protein sentezi olduğunda, yaşanılan süreç en ilkelden en kompleksine kadar neredeyse tüm canlılarda aynıydı. Bu bilgiden yola çıkan bilim insanları, ilk önce algde bulunan ışığa duyarlı bir proteinin genetik kodunu kopyaladılar. Daha sonra bu kodu insana zararı olmayan bir virüsün genetik materyaline yüklemeyi başardılar. Artık bu virüs hangi hücrenin içine girerse, o hücrenin kendisi ışığa duyarlı proteinleri bizzat üretebilecekti. Daha sonra bu virüsü, istedikleri nörona nokta atış şeklinde gönderebilmeyi de keşfettiler. İşte bu noktadan sonrasını canlılığın en ortak dili hallediyordu. Virüs, hedeflediği sinir hücresiyle etkileşime girerek ışığa duyarlı bu proteinleri aynı sinir hücresine kodlattırıyordu. Bu kodlama sonucu oluşan proteinler de ilgili nöronun hücre zarına yerleştiğinden artık ışığa duyarlı bir sinir hücresi oluyordu."
İşte sinirbilimcilerin hayal gücü burada devreye girmişti. Acaba ilkel canlıların hücre zarlarında yer alan ışığa duyarlı proteinleri, nöronların hücre zarına yerleştirsek ne olurdu? Sonuçta her ikisi de hücre zarıydı ve temel yapıtaşları aynıydı. Bu durumda nöronlar üzerine ışık tutulduğunda bu hücrelerin cevap vermesi kaçınılmaz olacaktı. İşte bu basit ama kıymetli soru ile başlayan yolculuğun sonunda ortaya çıkan "optogenetik" yöntemi sayesinde beyni ışıkla kontrol etmek artık mümkün hale gelmişti.