"En zor kısmı, ışığa hassas proteinleri nöronların hücre zarına yerleştirmek" demişti Alhazen. "İşte burada bir mucize oldu ve insanın en büyük dertlerinden biri olan virüsler imdadımıza yetişti. Bazı bilim insanları hâlâ onların canlı olup olmadığını tartışsa da virüsler muazzam canlılardı. Bir virüs bir hücrenin içine girip, o hücrenin DNA'sı aracılığıyla kendi genetik materyalini kopyalar ve kendisinden bir sürü üretebilirdi. Söz konusu genetik materyal ve protein sentezi olduğunda, yaşanılan süreç en ilkelden en kompleksine kadar neredeyse tüm canlılarda aynıydı. Bu bilgiden yola çıkan bilim insanları, ilk önce algde bulunan ışığa duyarlı bir proteinin genetik kodunu kopyaladılar. Daha sonra bu kodu insana zararı olmayan bir virüsün genetik materyaline yüklemeyi başardılar. Artık bu virüs hangi hücrenin içine girerse, o hücrenin kendisi ışığa duyarlı proteinleri bizzat üretebilecekti. Daha sonra bu virüsü, istedikleri nörona nokta atış şeklinde gönderebilmeyi de keşfettiler. İşte bu noktadan sonrasını canlılığın en ortak dili hallediyordu. Virüs, hedeflediği sinir hücresiyle etkileşime girerek ışığa duyarlı bu proteinleri aynı sinir hücresine kodlattırıyordu. Bu kodlama sonucu oluşan proteinler de ilgili nöronun hücre zarına yerleştiğinden artık ışığa duyarlı bir sinir hücresi oluyordu."