Tarihte ilk kez, bazı homininlerin kendi gruplarındaki diğer üyelere ilgi ve bakım gösterdikleri yönünde bir fikir ortaya çıkmıştır. Bununla ilgili kanıtlara ilk kez İspanya ve Irak’taki mağaralarda rastalanmıştır. Irak’ta, 60 bin ila 80 bin yıl önce öldüğü tahmin edilen dokuz Neandertal (Avrupa’da yaşamış hominin türü) kalıntısı bulunmuştur. Yaşlı bir erkekte ölümünden yıllar önce oluştuğu düşünülen çok sayıda kırıkla birlikte ciddi yaralanmaların bulunduğu anlaşılmıştır. Yaralanmalar arasında sakat bırakması olası sağ kol ve sol bacak travması ile kafasında körlüğe yol açmış olması muhtemel bir darbe de bulunmaktaydı. Böyle bir hominin, kendi başına uzun bir süre hayatta kalamayacağı için, yanındaki diğer Neandertallerin yıllarca ona bakmış olduğu düşünülmektedir. Başka Neandertaller üzerinde yapılan araştırmalar bu bireylerin de “eklem iltihabı nedeniyle çok acı çektiklerini, bazılarının da kol ya da bacaklarını kaybettiğini” göstermiştir. Sakatlanmış olanların hayatta kalabilmeleri için “gruptaki diğer homininlerin yemeklerini bu kişilerle paylaşmaları ve bir kamptan başka bir kampa giderken onlara yardım etmiş olmaları gerekir. Tüm bunlar merhamet ve şefkatin kanıtlarıdır”.
Özfarkındalık tam olarak ne anlama gelir? Arizona Eyalet Üniversitesi’nden nöroanatomist Bud Craig, özfarkındalığı “var olduğumu bilmek” ve “ben hissi” olarak tanımlamıştır. Başkaları ise bu kavramı “kişinin kendi varlığını duyumsaması”, “kendi kendisinin dikkatini çekebilme yeteneği”, “bir nesne olarak kendim” ve “hisseden öz” olarak adlandırmaktadır. Craig, ayrıca şunu belirtmiştir: “Bir organizma çevredeki diğer her şeyin farkına varıp bunların varlığını deneyimlemeden önce hisseden bir varlık olarak kendi varoluşunu deneyimleyebilmelidir.” Evrimsel olarak, özfarkındalık muhtemelen “beyin yaşamı düzenleyebilmesi için beden durumunun güncellenmiş haritasını” sağlamak amacıyla geliştirilmiştir. Bu nedenle, homininlerin fiziksel ve zihinsel durumlarını birleştirmelerini sağladığı sürece yararlı olacaktır. Özfarkındalık, aynı zamanda en yüksek düzeydeki bilişsel süreçler için de bir önşarttır; “ben” olmaksızın “sen” olamaz. Albany Üniversitesi’nden psikolog Gordon Gallup’un doğru bir şekilde belirttiği gibi Descartes’in “Düşünüyorum, o hâlde varım” deyişi “Varım, o hâlde düşünüyorum” şeklinde değiştirilmelidir.
Çocuklarda bilişsel yeteneklerin kazanıldığı aşamaların insan evriminde bu yeteneklerin gelişme sırasına kabaca paralellik gösterdiği genel olarak kabul edilmektedir. İnsan türünün bebekleri, ilk iki yılda giderek daha fazla motor beceriye ve zekâya sahip olurlar, bu arada çok önemli bir bilişsel beceri daha kazanırlar: Özfarkındalık. İki yaşından önce, bir çocuğun kendisinin farkında olması en az düzeydedir ve aynadaki görüntüsüne karşı sıklıkla başka bir çocuğun imgesi gibi tepki verir. Diğer çocuğu bulmak için aynaya dokunmaya çalışır veya aynanın arkasına doğru emeklemeye başlar.
Homo erectus’un daha büyük bir beyne sahip oluşu, ufkunu yalnızca davranışsal olarak değil, coğrafi olarak da genişletmesini sağladı. 1.7 milyon yıl öncesine kadar herhangi bir homininin Afrika kıtasından ayrıldığına dair bir kanıt bulunmamıştır. 1.7 milyon ila 700.000 yıl önce, Homo erectus önemli bir göç başlatarak bugünkü İspanya, Fransa, Almanya, İtalya, İngiltere, İsrail ve Gürcistan’dan Vietnam, Çin ve Endonezya’ya kadar dünyanın dört bir yanına yayılmıştı. Bahsedilen son iki yerde, Homo erectus fosilleri önceleri “Pekin Adamı” ve “Java Adamı” olarak biliniyordu. Homo erectus’un binlerce kilometre göç edebildiği ve bu tür değişik iklimlerde başarıyla hayatta kalabildiği gerçeği, bu homininin uyum sağlama ve grup çalışmalarında işbirliği yapma becerisinin göstergesidir.
Homo erectus (insan olarak adlandırılan ilk tür) ateşi kontrol altına alan ve kullanan ilk hominindir. Bunun tam olarak nerede ve ne zaman gerçekleştirdiği tartışmalıdır. Ateşin kontrollü kullanımına dair 790 bin yıl öncesine ait kanıtlar vardır ve bu işlemin yaklaşık 400 bin yıl önce iyice yaygınlaştığı anlaşılmaktadır. Ateş, ısınma, aydınlanma, yırtıcılardan korunma ve hayvanları uçuruma sürerek avlanma amacıyla kullanılabilir. Ateşin en önemli kullanımlarından biri de yiyeceklerde bulunabilen bakterileri öldüren ve çoğu yiyeceğin sindirimini kolaylaştıran pişirme işlemidir. Şempanzelerin pişmiş eti tercih etmelerinden de anlaşılacağı üzere, et pişirildiğinde daha lezzetli olur. Ateş ayrıca eti tütsülemek amacıyla kullanılabilir, böylece etin saklanmasına olanak tanır. Bir deneyde, pişmiş etle beslenen farelerdeki ağırlık artışının, çiğ et yiyenlere göre yüzde 29 daha fazla olduğu saptanmıştır; bu da pişirmenin Homo erectus için önemli besleyici yararlar sağladığını akla getirmektedir. Pişmiş yiyeceklerin beslenmede sağladığı avantaj, Homo erectus’un beyninin ataların beyninden daha büyük olmasının bir nedeni olabilir. İlk homininler, yemeği paylaşmak için kamp ateşi etrafında toplandıklarında, yemeğin pişirilmesi sosyal etkileşimin gelişmesine de yardım etmekteydi.