Beynin bir bölümü olan üst parietal bölge, çok çok çeşitli bilişsel, duyusal ve görsel işlevlere sahiptir. Hem üst hem de alt parietal bölgeler zekâ açısından önemli rol oynarlar ve tümdengelimli akıl yürütme gibi başka entelektüel işlevlerle de bağlantılıdırlar. Bu nedenle, ölümünden sonra Albert Einstein’in beyni incelendiğinde, alt parietal alanının “diğer örneklerden yüzde 15 daha büyük olduğunun saptanması” büyük olasılıkla tesadüfi değildir. Burası, görsel imgelemi matematik, düşünce ve diğer bilişsel becerilerle bütünleştirilen bir alandır. Einstein’in korpus kallozumunun (iki beyin yarım küresini birbirine bağlayan yapı) daha büyük olduğu bilinmektedir. Üstelik Einstein’in beyninde korpus kallozumun en çok büyümüş olan kısmı, her iki yarıkürenin alt parietal alanları birbirine bağlayan bölümdü. Bu yüzden, alt parietal alanın ve onun bağlantılı liflerinin daha geniş oluşu, Einstein’in entelektüel becerisinin bir nedeni olabilir.
Bugünlerde sırtımı yasladığım şu muhteşem cümle: “Kimseyle hiçbir konuda yarış halinde değilim. Kimseden akıllı, kimseden güzel, kimseden iyi olma gibi bir iddiam yok. Kimse için ‘en’ değilim, ‘daha’ değilim. Bu devasa iddiasızlığın bana verdiği özgürlüğün hastasıyım.”
Sabahattin Ali
Paralel evrim, “biyolojik organizasyonun aynı çözüme ulaşmak için tekrarlayan bir eğilim göstermesi” olarak tanımlanır. Paralel evrim sonucu oluşan ürünler hem kafa karıştırıcı hem de merak uyandırıcıdır. Harvard tarihçisi Daniel Smail bunları “Postlitik (taş devri sonrası) insan toplumunun en gizemli özelliklerinden biri” olarak nitelendirir ve ekler: “Başta tarım olmak üzere yazı, çanak çömlek yapımı, papazlık sınıfı, mumyalama, astronomi, küpe, madeni para basımı ve kutsal bekaret farklı kıtalar üzerinde, birbirinden bağımsız bir şekilde icat edilmiştir... İnsan uygarlıklarının çeşitliliğini överiz ancak en şaşırtıcı olan şey aslında benzerliklerdir.” Bu tür fenomenler, süregelen beyin evriminin bir ürünü olarak anlaşıldıklarında kavranabilir hâle gelir.
Homo sapiens’in evrimi sırasında erken evrilmiş olan beyin bölgelerinin bir bireyin gelişiminde de erken olgunlaştığı kabul edilir. Benzer şekilde, daha geç evrilen bölgeler de daha sonra olgunlaşır. Bu olguyla ilgili bir çalışmada özetlendiği gibi “beyin kabuğunda (korteks) filogenetik olarak daha eski olan bölgeler daha yeni korteks bölgelerine göre daha erken olgunlaşır”.
Örneğin, kolların, dudakların ve dilin hareketi gibi belirli kas işlevleriyle ilişkili beyin alanları, en erken evrilen alanlar arasında olup, olgunlaşmaları da en erken gerçekleşenler arasındadır ki bu da yeni doğan bir bebeğin annesinin memesini kavrayarak süt emebilmesini mümkün kılar.
Gelişmekte olan beyin anne karnındaki bebekte ve süt çocukluğu döneminde büyüdükçe, kafatasının esnek kemikleri beynin şeklini almaya başlar. Kafatasları bu nedenle volkanik kül içinde taşlaşmış kadim ayak izlerine benzerler; inceleyecek ayaklar yok olup gitmiş olsa da ayakların şeklini ve hatta bazen ayak parmaklarının ayrıntılarını gösteren izlere sahibiz.