Çiftleşen dişi fareler ortamda başka bir erkek fareye ait idrar kokusu aldıkları zaman, embriyoları uterus duvarına yapışmıyor ve hamile kalamıyorlar. Bu muhteşem bir savunma mekanizmasıdır. Çünkü ortamdaki yabancı erkek, ilerleyen hamilelik döneminde anneye ve doğmamış yavrulara zarar verebilir. Bunu en baştan hisseden farede, embriyonun normalde yapışması gereken uterus duvarına yapışmamasının nedeni feromonlar (koku sinyali) olarak gözükmektedir. Bu örnek bile tek başına, feromonların ne kadar kuvvetli moleküller olduğunu göstermektedir.
Kokuların öyle bir inandırıcılığı vardır ki sözden, gözle görmekten, duygudan, iradeden daha güçlüdür. Savılıp atılamaz bu inandırıcılık, soluduğumuz havanın ciğerlerimize işleyişi gibi o da içimize işler, doldurur bizi, hepten ele geçirir, çaresi yoktur.
Bildiğiniz üzere gerek mizah gerekse de günlük yaşamda çok vurgulanan bir konu vardır. O da bir erkeğin cinsel ilişkinin ardından kadına arkasını dönüp sanki hiçbir şey olmamış gibi uyuması. Bu kadınlar tarafından çok kaba bir hareket olarak algılanmaktadır ki bu konuda haklılardır da. Ama olay pek de sizin düşündüğünüz gibi değildir hanımlar. Cinsel birleşme sırasında erkekte de östrojen salgılanır. Daha sonra östrojen, çeşitli hormonlarla bir araya gelerek hipotalamusa ve uyku merkezlerine ulaşarak etkisini gösterir. Yani neredeyse bir uyku ilacı almış kadar olursunuz. Doğal olarak da erkek uyur. Bence bu durumun yine evrimsel olarak önemli olabilecek bir meseledir. Sonuçta cinsel birleşme sonrası biyolojik sistemin erkeği uyutması bence kadındaki döllenme şansını artırmaktadır. Sistem erkekten alacağını almıştır ve artık ona ihtiyacı yoktur.
Kadın ve erkeklerin en sevdiğim ortak noktalarından biri de her ikisinin de kadınlar için süsleniyor olmalarıdır. Aslında alışveriş düşkünlüğünün altında da bu gerçek yatmaktadır. Çünkü kadınlar kıyafet söz konusu olduğunda birbirlerini eleştirmekte çoğu zaman oldukça acımasız olabiliyorlar. Mesela birbirini tanımayan iki erkek karşı karşıya gelirse bir göz teması kurulur ve en fazla boyu falan daha uzun mu diye bakılır belki. Bunun dışında hiçbir sorun ve merak edilen bir şey yoktur. Hâlbuki söz konusu iki kadının karşılaşması olduğunda kulağındaki küpesinden topuklu ayakkabısına kadar toplu bir görsel tarama söz konusudur. Biz erkekler bu durumu hiçbir zaman anlamasak da asıl nedenlerden biri, kadınların dış dünyayı algılamakta, duyularını erkeklerden daha verimli kullanması ile ilgilidir.
Erkek beynine baktığımızda kadınlara göre sahip olduğu dezavantajlar yetmezmiş gibi bir de testosteron ve vazopressin hormonları etkisinde iyice empati ve duygusallıktan uzaklaşırlar. Erkek beyni yoğun empati yapamaz. Bu biyolojik bir gerçektir. Bunun için ona kızmamak gerekir. Çünkü bu bilinçli yapılan bir durum değildir. Erkeklerin empati yapamaması her ne kadar olumsuz bir durummuş gibi gözükse de şu an insanoğlunun varlığını sürdürmesinde oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Nasıl ki yavruların yetişmesinde ve neslin devamında kadının empati yeteneği önemliyse söz konusu avcılık olduğunda erkeğin empati yeteneksizliği de bir o kadar önemlidir. İlkel dönemlere dönecek olursak beslenmek şimdiki gibi kolay bir iş değildi. Yemeğini hak edebilmen için avlanman gerekiyordu. Şimdi empatisi yüksek bir erkek olduğunuzu düşünün. Bir geyik görüyorsunuz. Mızrağını kaldırıp tam geyiğin kalbine saplayacakken geyik ile göz göze geliyorsunuz. Empatiniz çok yüksek olacağından “Ay, kıyamam ben buna ya!” dediğiniz anda siz ve çocuklarınızın aç geçireceği bir gece daha yaşamış oluyorsunuz.