İnsanları olduğu gibi değil, olması gerektiği gibi bir kalıba sokan en küçük hatasında ya da yetersizliğinde bütün çabalarını bir hiçmiş gibi ortadan kaldıran sisteme karşı, yazılmış en güzel eserlerden biridir.
•
•
“Bir böcek ne zaman ezilmez? Ayak altında dolaşmadıkça.” Hikayenin ana kahramanı Gregor Samsa, uyandığında kendini böceğe dönüşmüş bir halde bulur. Patronu, babası ve yaşadığı olaylardan dolayı kendini ezilmiş ve yetersiz gören Samsa sistemi sorgulamaya başlar. “Patronum ne der, işimi kaybeder miyim?” düşünceleri ile yaratığa dönüşmüş vücuduna aldırmadan işe gitmeyi aklına koyar. Alarmlarını erteler, birazdan gideceğim, birazdan iyi olacağım diye kendini mümkün olmayan düşüncelere ikna etmeye çalışır. Ailesini yüzüstü bırakma korkusu ile değişimi önemsemez çaresizliğini unutturmaya çalışır kendisine. Samsa, böceğe dönüştüğü andan itibaren kötüleşeceğini sandığı durumların aksine kendini özgürleştirdiğini, çaresizlik içindeki gücü ile yeniden doğduğunu görür. Hayatın ona dayattığı baskıcı düzene karşı hem düşünceleri değişir, hem de bedeni. Peki değişen sadece bedeni miydi, yoksa çevresi mi? Ona bakmaya, ilgilenmeye hatta artık görmeye bile tahammül edemeyen ailesi değil miydi? 74 sayfaya sığan ve insanın üzerinde adeta binlerce sayfaymış hissiyatı yaratan bu kitap, günümüz dünyasında çokça karşılaştığımız çıkar ilişkilerini, insanların birbirine karşı olan samimiyetsizliğini özetliyor. Gerçeklikten ibaret olmayan bir sevgi her zaman sahte davranışlar ile göze çarpıyor. İnsanlara faydan dokunuyorsa, işlerini yapıyorsan sevilirsin ancak hoşlarına gitmeyen bir davranış sergilersen yavaş yavaş dışlanmaya mahkum bırakılırsın. İşte o zaman onların gözünde bir böcekten farkın kalmaz. Kırmaya korktuğun her kişi, seni öldürmekten bir an olsun çekinmez.
•
“Sen olmasan, ölürdüm” demiştim sana bir mektubumda. Sanırım biz birbirimize rastlamadan önce yaşamıyormuşuz. Yaşamın içerisinde kifayetsiz bir şekilde var oluyormuşuz sadece.