Acaba neden devlet öldürdüğü veya zaten vefat etmiş bu önemli Kürt pişdarlarının cesetlerini çalmayı tercih etti? Amaç, bu insanların ölümünü engellemekti. Bunlar doğumu engellenememiş Kürtler idi. Yani vesayet altında ve tarihin radarına yakalanmadan ölen Kürtlerin aksine bunlar çuvalı yırtan mızraklar misali tarihe kendilerini inkar edilemez şekilde yazmayı başarmış isimlerdi. Sürgün ve idama rağmen bu zatlar maddi dogumlarindan veya milliyetlerinden bağımsız olarak tarihe birey ve Kürt olarak doğdular. Devlet açısından Kürtlüklerinin "doğum"u geri döndürülemez şekilde gerçekleşmişti. Ve bu doğumu engellenemeyen Kürtlerin ölümünün yani miraslarının coğrafyaya sinmesinin engellenmesi gerekiyordu.
Doğan her insana nazar değer. Bu, toplumun nazarıdır. O çarpılma hem bir varolma imkanıdır. Yani bir koruyucu battaniyedir, hem de bir hapishanedir. Cehalet, o hapishaneyi ev sanmaktır.
Hakimiyetlerin esası, fiziki hakimiyeti temin eden cebir değil, zihni esareti doğallaştıran bu kendine ait bir nazardan insanı yoksun bıraktırma kurnazlığıdır. Başka bir ifadeyle hakimiyetin esası şurda yatmaktadır: Başkasının nazarının senin nazarını söndürmesi, onun yerine geçmesi ve böylece dünyayı başkasının görmek istediği ve gördüğü gibi görmeye başlaman ve zaten başkasından başlayıp yine o başkasına hizmet eden o subjektif nazarı senin objektif bir nazar olarak kabul etmendir.
İstikbal kendi ayakları üstünde durmak için müsbet hareket eden, en elverişsiz ortamda bile kendi kendini inşa ederek, asalet ve özgürlüğe kendini layık kılanlara aittir.