Asyalı bilgeler, Batılı filozofların yaptıkları gibi, "Hakikat nedir?" diye sormaktan ziyade, "Yol (Tao) nerdedir?" diye sordular. Onlar, toplumsal düzene ve uygun davranış biçimne dönüş yolunu merak ettiler.
Toplum hiç durmaksızın, önemsiz nedenlerden, tedirgin vicdanlardan ve hayvanca bir bayağılıktan dolayı birbirlerine düşman olan çeşitli ırklara bölünüyor ve bütün bu ırklar, birbirlerine karşı belirsiz ve güvensiz tutumları yüzünden yöneticiler tarafından kendilerine bağışlanmış varlıklar olarak görülüyorlar. Ve onlar da yönetilmelerini, mülkiyet durumuna gelmelerini, başlarında efendilerinin bulunmasını bir Tanrı bağışı olarak görmek ve kabul etmek zorundadırlar.
Çobanlarımızın bizi sürüklediği yere gittiğimiz için, bir kez tek dışında hiç bir zaman özgürlüğü göremedik; o bir tek kez de, özgürlüğün gömüldüğü gündü.
Ulus-devlet denilen şey türdeş olmayan iki varlığın, yani devlet ve ulusun bir tireyle birleştirilmesidir. Fakat modern toplumsal formasyonları anlayabilmek için bu ikiliye kapitalist ekonomiyi de eklemeliyiz. Yani bu formasyonları Sermaye-Ulus-Devlet çerçevesinde ele almamız gerekiyor. Parçaları karşılıklı olarak birbirini tamamlayan bir aygıttır bu. Örneğin bir kapitalist ekonomi kendi akışına bırakılırsa, kaçınılmaz olarak ekonomik eşitsizlik ve çatışmayla sonuçlanacaktır. Fakat komünal topluluğun ortaklığını ve eşitliği amaçlayan ulus, kapitalist sistemin neden olduğu çeşitli çelişki ve eşitsizliklere çözüm arayışındadır. Devlet ise bu amaçları vergilendirme, yeniden bölüşüm ve çeşitli düzenlemeler yoluyla gerçekleştirir. Sermaye, ulus ve devlet, her biri kendi ilkelerine göre işleyen ayrı ayrı kendilikleridir; fakat öyle bir biçimde iç içe geçmişlerdir ki, tıpkı Borromean halkaları gibi, herhangi biri ortadan kaybolsa diğerleri de dağılır. Buna Sermaye-Ulus-Devlet adını veriyorum.