Doğa tikellikler ve farklılıklar alanıdır ki orada gördüğümüzü söylediğimiz şey ile görmeyi arzu ettiğimiz şey arasında içsel bir bağıntı da söz konusudur. Doğa bu bakımdan herkesin arzu ettiği yasaları, ilkeleri bulabileceği bir büyük kitap, bir anayasa kitabı olarak da okunabilir; fakat bu bir düşüncenin doğaya gidilerek temellendirilmesini hiç de o düşünceyi haklı çıkarmaya yetmeyeceği anlamına da gelir.
Belki de insanlar veya toplumlar arasındaki savaşın asıl nedeni insanların veya toplumların kendi yarattıkları tanrı için savaştıklarını unutmalarıdır.
Eğer her şeyin bir doğası var ise ve bu doğada ölümsüz ve sonsuz ise, onların şeylerde varlıkları bir zorunluluktur. Yani şeylerin bir doğaya sahip olmaları aslında onların her ne ise o olmalarının imkandır ve eğer durum böyle ise, biz şeylerin olmuş oldukları gibi olmalarının nedenlerini ve niçinlerini de bilebiliriz; yani, bir bitkiyi bitki yapan o doğa her ne ise hem o bitkiye içkin hem de zorunludur.
Bütün eski dinlerde başlıca önemli nokta ayinlerdi. İnsan kurban törenlerine katılmadan, Doğu'da ayrıntılı oruçlar tutulup temizlik kurallarına uymadan, hangi dinden olduğunu belli edemezdi. Roma ve Yunanistan'da bu sonuncu konuda hoşgörü vardı, ama Doğu'da dini yasaklara büyük bir coşkunlukla uyuluyordu ve bu dinlerin yıkılmasında böyle bir tutkunun da payı vardı, iki ayrı dinden insanlar (Mısırlılar, İranlılar, Yahudiler, Kaldeliler) birlikte yiyip içmezler, gündelik bir işi yapamazlar, hatta birbirleriyle konuşamazlardı. Doğu'nun çöküşü biraz da insanın böylece insandan ayrılması yüzünden olmuştur.