Eyleme geçmek için, yani gerçekleşmesi zamanın rastlantılarına bağlı olan bir şeye başlamak için, meçhul, öngörülemez ve belirsiz olanın tehlikelerine atılmak için, emeğe bağlanmış olanlardan başka güçler gerekir: başkalarına, bizzat kendine ve dünyaya güven. Alacaklı borçlu ilişkisi sadece, insanın ekonomik "değer" üretimine boyun eğişinin sonu "yanılsaması"nı; insanın, artık ücretli emeğe, piyasaya ve metaya değil ortaklığa ve insan kalbinin en soylu duygularına (güven, arzu, başka insanı tanıma vs.) dayanan "değerler üretimine" yükselişi yanılsamasını temsil eder. Marx bize, krediyle birlikte yabancılaşmanın tamama erdiğini söyler, zira sömürülen şey, kendinin ve ortaklığın/cemaatin inşasına dair etik çalışmadır.
Derin bir kuyudan su çekiyordum. Bir mağara ağzından sana sesleniyordum. Karanlıklar içinde birbirimizi aydınlatıyorduk.
Sağır bir zamandı yaşadığımız. Sağır ve merhametsiz. Kör bir geceydi yumruklayan kapıyı, kör ve dilsiz.
Artık hiç sönmeyecektik biliyordum.
Bir yıl, beş yıl, on yıl değil; beşikten mezara kadar aramalı insan, ama ne aradığını bilmeli. Yaklaşıp uzaklaşmalı aradığından. Okyanus dalgaları üstünde bir küçük tekne gibi alçalıp yükselmeli. Yalınayak koşmalı yollarda, ayaklarını sivri taşlar kesip kanatmalı. Çöllerden geçmeli yolu, yanmalı kavrulmalı. Sonra gözün alabildiğine ak, soğuk ülkelere düşmeli. Buzlar kırılmalı ayaklarının altında, üstüne kar yağmalı.