Teklifsizliğin despotluğu her şeyi psikolojikleştirir ve kişiselleştirir. Siyaset de bunun dışında kalamaz. Bu da siyasetçileri değerlendirirken eylemlerine bakılmamasına yol açar. Genel ilgi daha ziyade kişiye yöneliktir ve bu da siyasetçileri sahneleme baskısı altında bırakır. Kamusal alanın ortadan kaybolması, içine mahrem ve özel meselelerin döküldüğü bir boşluk yaratır. Kamusal alanın yerini kişinin yayımlanması alır. Böylece de kamusal alan bir teşhir mekânı haline gelir. Ortak eylemin alanı olmaktan giderek uzaklaşır.
Benjamin’e göre güzellik, örtü ile örtülenin çözülmez bağını gerektirir. “Çünkü güzel olan ne örtü ne de örtülmüş olan nesne değil örtülü nesnedir. Örtüsü açıldığında sonsuz derecede göze çarpmaz olduğu ortaya çıkacaktır... Çünkü kendisi için son tahlilde örtünün asli olduğu nesne baş ka türlü tanımlanamaz. Güzel haricinde örten ve örtülü hiçbir şey asli olamayacağından güzelliğin ilahi varoluş temeli sırda dır.” Zorunlu olarak örtü ve örtülmeye bağlı olması ölçüsünde güzelliğin örtüsü açılamaz. Örtülü olan, sadece örtünün altında kendiyle özdeş olarak kalır. Örtünün açılması yok olmasına yol açar. Yani çıplak güzellik yoktur. “Örtüsüz çıplaklıkta asli güzel ortadan kaybolmuştur, çıplak insan bedeninde bütün güzelliklerin ötesinde bir varlığa -yüce olana ve bütün yapıların üzerinde bir esere- Yaradanın eserine ulaşılır.”
Sırdaki kapalılık (die Hermetik) şeffaflık uğruna ne pahasına olursa olsun ortadan kaldırılması gereken bir şeytanlık (Diabolik) değil, bir simgecilik, hatta görünüşte bile olsa derinlik oluşturan özel bir kültür tekniğidir.
Otonomi de bir insanın diğerini anlamama özgürlüğünü varsayar. “Otonomi anlamanın eşitliğinden, şeffaf bir eşitlikten ziyade, ötekinde anlamadığın bir şeyler kaldığını kabul etmek demektir- opak bir eşitliktir” der Richard Sennett. Aynca şeffaf bir ilişki her tür çekicilikten, canlılıktan yoksun ölü bir ilişkidir. Tamamen şeffaf olan yalnızca ölü olandır.